11 Mayıs 2017 Perşembe

acelem yok...

yürüyorum...
yolumda...
doğaya ve doğama uygun olanda...

acelem yok artık...
hepsi bu...

Tuncay D. Kalemoğlu
11.mayıs.2017, Kanlıca.


29 Mart 2017 Çarşamba

hayatı kaçırırsın koşarken...

koşma
yürü

yetişmeye çalışmak için koşma

ona göre seç hedefini ve yolunu 
ulaşmaya çalışmak için yürü

sana 
sırt üstü yat bir şey yapma demiyorum
hele 
hedef koyma hiç demiyorum
ama 
yolunu çizerken farklı bir yol kullan diyorum...

neymiş
inişli yokuşlu hayat için mücadele gerekirmiş
tamam
yakalamak ilerlemek başarmak için çok çalışılmalıymış
ona da tamam
kardeş sen bunların hepsini yap gene
ama koşma yürü
ister yavaş yürü 
ister hızlı yürü 
ama hep yürü
demem o ki sana 
hem durma hem koşma ama hep yürü...
göreceksin denilenlerin hepsi olacak 
olacak ama bir farkla olacak
kaçırmadan...

neyi mi

dinle bak şimdi beni

inişli yokuşlu olan hayat değil aslında

inişliyi yokuşluyu olduran koşuşturan
insan...

yok mu bu hayatın normal eğimle akan suyu
var
nehirler yukarı mı akar hayatta
hayır
veya ne kadarı hırçın akar aşağıya
çok azı
ya da ne kadarı dingin akar yolunda
bir çoğu
yok mu bu hayatın düzü
çok
o zaman...

gerekli olanın hepsi ama hepsi

bir nefes alınacak...

bir hırka giyilecek...
bir döşek yatılacak...
bir lokma yenilecek...

kadardır aslında hayatta...


anlaşılacaktır bu sözün anlamı günün birinde...

ya erken bir günde...
ya da son kertede 
teneşirden önce...

bunu anlamayan çok olsa da hayatta

hiç önemsenmese de çoğu mekanda
göz ardı etme
koy bir kenara bu sözü sen...

bu felsefe kime uyar 

bu felsefe kime uymaz 
bilemem
uyar bulana...
uymaz bulamayana...

anlamını bulamayan koşar...
anlamını bulama-yandır koşan...

sen yürü kardeş

hızlı veya yavaş ama hep yürü...

yürü

ayağın takılmadan
takılırsa da kalk devam edersin...
nefesin tükenmeden
tükenirse de soluklan gene alırsın...
bileğin burkulmadan
burkul-ursa da sar sarmala devam edersin...

ama hep yürü...


eğer 
birisi sana koşmanı söylerse 
kendince baktığı hayata dair
böyle olmalı bu çağda derse
akıl dolu açıklamalarıyla hani
emin tok bir ses tonuyla şöyle 
uzay çağı filan gibi
iletişim teknolojileri modülü
yüksek katma değerli hedefler
bilişim teknolojileri metodu
nanoteknoloji mesela 
öyle ya
ya da küresel rekabet koşulları hakkında
falan...

tamam

onu dinle ve hatta haklısın de
haklıda zaten bu çağda kendince
ama kardeş
sen koşma genede
kendi düz yolunda yürümeyi dene
beni dinle...

koşucu değilsen eğer
ne olursan ol
kim olursan ol 
sadece ama sadece yürü 
ara ara dur
ara ara bak
ara ara dokun
hisset
tat
konuş
dinle
dinlen
sonra tekrar yürü ama koşma
sadece yürü...

neden biliyor musun
çünkü koşanların göremediklerini kaçırırsın
çünkü koşanların umursamadıklarını yitirirsin...
bazı tatları...

yürürsen eğer ya görürsün dokunursun 

yürürsen eğer ya görürsün dokunmazsın
bu tercihindir senin
koşarsan eğer ne görebilirsin 
koşarsan eğer ne dokunabilirsin
bu da tercihindir senin

öndekini yakalayayım diye koşarsan olabildiğince hızla
tek bir hedef için tek bir lezzet için kendince hazla
kaçırırsın... 
kaçırırsın değer vermek gerekenleri...
kaçırırsın değer verdiklerini...

kaçırırsın değerlilerini...
kaçırırsın değerlerini...
kaçırırsın diğerlerini...
hayatı kaçırırsın
bir çok lezzetin yüzlercesini...


iyi ama neden...

göremediğini de dokunamadığını da bilemezsin koşarken
bunun farkına bile varamazsın hızla geçip giderken
o yüzden 
ara ara dur dokun soluklan bak
sonra tekrar yürü
ama yürü...

ne demek istediğimi anlamadığın genç günlerde
zaman geçip gitmiş olacak...
ne demek istediğimi anladığın geç günlerde
hayat geçip gitmiş olacak...

bu gün sana koş diyenler
bir gün koşamayacak duruma geldiklerinde
dün kendileri koşarken yanlarından yürüyenler
bu gün halen yürüyerek yanlarından geçerlerken
onları seyredecekler...
koştukları günlerde kaçırdıklarını anlarlarsa eğer
ki çoğu anlamayacaklar...
belki de koştukları günlere yanacaklar...
ama anlayıp ta yansalar bile 
inan bana  çoğu konuşmayacak
öylece sessizce  bakıp susacaklar...

bırak isteyen koşsun 
tadını alamadan diğerlerinin...
kısa koşmak yerine uzun yürü sen
tadını alarak değerlerinin...

öyle veya böyle

gün gelecek zaten duracaksın 
soluk yokken...
o yüzden koşma yürü 
soluk varken...

çünkü
hayatı kaçırırsın koşarken...


13.Mart.2017, Antalya.

Tuncay D. Kalemoğlu
https://twitter.com/tuncaykalemoglu

21 Mart 2017 Salı

her dört kişiden biri...

''Sosyallikten uzak duran insan anti-sosyal olarak algılanmamalıdır. Her 4 kişiden 1' i sahteliğe tahammül edemediği için yalnızlığı tercih eder...''

her dört kişiden biri
her dört kişiden diğer üçüne bakar
hayat onlara güzel der
yoluna devam eder...

hangi yol ise...



Tuncay D. Kalemoğlu
22.mart.2017, Kanlıca-İstanbul

yapmak ama ayıklayarak...

yapmak
yapabilmek
yapmaya çalışmak

iki tuğlayı üst üste koymak
iki notayı yan yana koymak
iki kelimeyi yan yana koymak
iki her ne ise onları bir araya getirmek ve yaratmak...

inşa etmek
beste yapmak
edebiyat şiir roman yazmak
her ne iseler onları yapmak...

edebilmek...
yazabilmek...
yapabilmek...
adını ne koyarsanız o...

ama ayıklayarak...

***
14.Mart.2017, Antalya.
Tuncay D. Kalemoğlu
https://twitter.com/tuncaykalemoglu
not:
ayıklayarak, iki tuğla, iki nota fikrini Mehmet Güreli' nin sohbetinden esinlenerek kullandım...



19 Şubat 2017 Pazar

televizyon kafalı...


sadece ve sadece televizyon seyretmek
karşısında uyuklamak
gözlerini ayırmamak
ne söylenirse onu almak...

özü
kitap okumamak
birileriyle konuşmamak
doğadan kopmak
yaşamdan ayrılmak
dinlenmemek
gibi

tek pencereye bakan göz misali
farkı
sadece istenilen verilenlere bakan... 
sadece istenilen verilenleri alan...
dikdörtgen...
iki kısa iki uzun kenarlar arasında 
boğulan esir kafa...

sadece televizyonu seyretmek
televizyon kafalı olmak...

televizyon kafalı...



Tuncay D. Kalemoğlu
www.tdkalemoglu.blogspot.com
5.şubat.2017
Kanlıca-İstanbul

5 Şubat 2017 Pazar

yol ayrımı...

dünyama da uymalı...
dünyaya da uymalı...
yol ayrımı...

***
3.şubat.2017
İstanbul
Tuncay D. Kalemoğlu


3 Şubat 2017 Cuma

DÜZELTİYORUM, EL ADAMININ PEZEVENKLERİ...

farklı baktım filme bu sefer
hiç bakmazdım filmlere bu gözle eskiden
hislerim değişik olurdu çıkınca salondan 
ruh halime göre
H.Bogart gibi Casablanca'dan 
genç iken
ve bildik diğerlerinden kovboy gibi bazen 
küçükken...

ama büyüdük artık ve değişti birşeyler

bizde
zamanda
bu hafta farklı idi yalnız
inanırmış inanmak istediğine insan
duyduğuna değil...
ama
farklı hissettim kendimi çıkınca bu hafta bu filmden...

sanmayın ki çok yapabilirdim

ama adet edindim
sinemaya götürmeyi oğullarımın ikisini

iyi oluyormuş gidince 

seyrediyorum
görüyorum 
anlıyorum bir şeyleri kendimce...

derviş' in fikri neyse zikri de oymuş ya...
gene gördüm bir şeyler
ama
farklı hissettim kendimi çıkınca bu hafta
bu filmden...
DÖNGEL KARHANESİNDEN...

ne H.Bogart idi ruh halim

nede kovboy
doğrusu
nemiydi 
nasıl anlatayım şimdi size
onuru becerilmiş ülkenin insanı gibi diyebilirim hani...
buruk
sıkıntılı
düşünceli
üzgün
ama daha çok bıkkın ve de hırslı
düşünmekten...

tutturdu küçük oğlum illa Karhane' ye gidelim diye...

DÖNGEL KARHANESİ filmine

ne iş dedim kendimce 
ama
o gün onun günüydü çare yok
yoksa biliyor muydu kerhaneyi pezevenk-i orospuyu da
ben yakalayamamıştım 
anlayamamıştım...
öyle ya
oğul babayı geçermiş
çağda çok hızlanmıştı
bizde geri kalmaya başlamıştık ya...

gülmeyin simdi bana

kimsenin kimseyi yakalayamadığı 
anlayamadığı dönem değil mi bugün...
ama 
farklı hissettim kendimi çıkınca bu filmden bu sefer...
ne kovboydum
ne Humpery Bogart
ne de bilmem ne
ülkesinin satılmasını anlayan bir adam ne ise
oydum işte...

seyrederken gülüyordu küçük oğlum kendince

hangileri komik geldiyse ona...
başkaları ve diğerleri
önceleri gülüyordu mutlulukla salondakiler...
sonra 
ama sonrası çoğunluk sessizliğe büründü...
gülme sesleri azaldı
hatta kayboldu zamanla başlangıçtaki kahkahalar
yüzümdeki tebessüm gibi...
onlar artık anlatılmak istenileni anlayanlar idi
anlamak isteyenlerdi...

farklı hissettim kendimi çıkınca o filmden

buruk
yılgın
üzgün
ve de hırslı
düşünmekten...

film özetle
sivil bürokratın 
avrupa birliği karşısında
asker-emekli asker bürokratın 
el adamının askerinin sorgulamasında
nasıl ayaklara düştüğünü
kafasına çuval geçirilmesinin bir başka yolu anlatımıyla
''düzeltiyorum'' sözü söylettirerek ince bir ayarla
o tek küçük 
ama çok büyük 
kelimeyle anlatılmaya çalışılan 
düştüğümüz durumun bu günü
düştüğümüz durumun sonrası
anlatılıyordu
anlatılmak isteniyordu
anlayana elbette...
özetle
filmin sonunda da IRAK' ta kerhane açılması göreviyle
pezevenklik kabulünü anlatıyordu...

işte böyle...

etkilemişti beni filmdeki DÜZELTİYORUM sözü...

askerlikte kullanılır bu söz
hem yakalamak
hem hissetmek zordur onu...
hele filmde bir anda bir saniyede yakalamak ve yaralanmak...
düzeltiyorum
düzeltiyorum lafı
ama dahası onun özündeki anlamı...

ne o görevde bulunmayan

ne de o görevi bilmeyen...
ülke sevgisi olmayan
yanlış söyledim çok olmayan...
vermeyen o hizmeti gönülden peygamber ocağına...
tatmayan o tadı aynı karavanadan ve cepheden...
anlayamaz
anlamaz
kavrayamaz
kavramaz 
kıymetini düzeltiyorum kelimesinin...

bakmayın öyle suratıma

gizemli bir anlamı yok tabi...
güldürmeyin beni...
Da Vinci' nin şifresi oyununu oynamıyoruz ki...

sadece yanlışı düzel-tendir

söyleyendir o sözün kullananı
kelimenin değil
kullananın değerin-indedir derin anlamı...
yakalayamaz da
hissedemez de bilmeyen filmdeki o son sahneyi...
bilmez ise kullanıldığı yeri
kullanılan o ocağın o yerin değerini...
asker ocağını
askerin ocağını...

düzeltiyor um...


düzeltiyor-um...

düzelttiriliyor-um...
düzelttirttiriliyor-um...
düzeliyor-um...
düzülüyorum...
o filimde...

um değil

uz aslında...

diyemiyor-um, eloğlunun yaptığını...

çuvalı geçirdiğinin tariflendiği o anı kafaya filmde
o sahnede
simgesel ya
anlamak istemiyorum
ama uyumuyorum ya
ama farkındayım ya
istemesem de görüyorum...

farkın da değil ne yazık ki...

anlamıyor ki kimse ne yazık ki...
farkında olan da bir şey yapamıyor ki ne yazık ki...

ben ne diyeceğim simdi babama...

sayın emekli Kalemoğlu albayım...
sinemaya gittik torunun ile
çok güzeldi
gül gül öldük mü diyeceğim
gülmek yerine üzüntüden öldüğümü
duyunca seninde çalışırken mutlaka kullandığın o lafı
görev yaparken asker ocağında
öğretirken kendince askerliğin erdemlerini astlarına...

düzeltiyor um...


ama senin bildiğin gibi değil

anlamı farklı boyutta bu gün mü diyeceğim...
şevkle anlatırken anılarını bana
yetmiş altı yaşında...
görevini
görev bilincini
his-lerini
inanç-larını
duygu-larını
anı-larını
ülke sevgini
yaşadık-larını...

seveninin tanımladığı gibi seni

cetvelin çizgisinden daha doğru olan sana...

Ata’nın askeri ve öğretmenleri memurları gibi...

bana senelerdir 1950' lerin 60' ların ruhuyla
dur durak bilmeden anlattıklarını dinlerken...
halen
öyle değil baba mı diyeceğim sana...

demeyeceğim elbette

filimde el adamının pezevenklik teklif ettiğini
yalan söyleyeceğim...
öldük bittik gülmekten 
pek güzeldi eğlendik
altımıza ettik torunun ile filmi seyrederken
diyeceğim sana...

neden üzeyim seni

etrafımda kimse üzülmez-ken...
neden yıkayım dünyanı 
hiç kimse umursamazken...
bir sen mi kaldın eksik bunları bilecek
bir dolu BOŞ ruhsuz kafa anlamazken...

söylemeyeceğim elbette ona doğruyu...

yazarken hepsini içimde-kilerini...
basarken tuşlara satırların dizilişinde kırarcasına
hırsla...
kimse bilmez ki su an 
ağladığımı
yüreğimin yandığını
neler hissettiğimi
anlatmaya çalıştığımı
gecenin sabahın bir zamanı yazarken satırlarımı
İçimde tutamamazken gözümün yaşını...

ama farklı hissettim kendimi çıkınca bu hafta

bu filmden...

gelin anlatmayayım diğer iki sahneyi uzun uzadıya

beyefendinin duruşunu 
filmdeki o sivil bürokrat adamın
kız yeğeni el adamı ile kerhanede düzüşürken
el pençe gülüşünü bilmeden
salak...
Avrupa Birliği (AB) heyeti karşısında büz-üşürken…
ruhsuz...

kimdir beceren

kimdir düzüşen...
kimdir düzen...
anlamıyorum
anlıyor musun sen
simge ya bunlar
neyi simge- eliyorlar...
neyi...

ya da eloğlunun çuvalını...

görev vermesini...
IRAK yerlerde
IRAK ülkesinde
uzak ellerde...
kerhane açılmasının görevini vermesini
ve bunun kabul edilmesini...
edildi mi acaba...

kimdir pezevenk olan senaryoda...

kimdir yazan bu oyunu
oyunları...
kimdir bu oyunun
oyuncuları
figüranları...
filmde veya gerçek hayatta...
ne görev biçilir bize...
o da simgedir
boş ver sana öğretilenin dışında mı demeli...
ama doğrudur yazık ki...
simge bir yana
biz bir yana
siz bir yana...

yanlış anlama kardeşim...

sana öğretilen gizli localardaki simgelerin dışında bunlar...
sana öğretilen gizli tarikatlardaki simgelerin dışında bunlar...

dediğim gibi
öğrenmeye yırtındığın oralarda
ama benimse UMURSAMADIĞIM...
senin anlayamayacağın buralarda

işte o yüzden farklı hissettim kendimi çıkınca o filmden...
aşağılanmış
yılgın
üzgün
kızgın
ama hırslı...
düşünmekten...

doğru

film bu...
hepsi simgesel bunların...
gülüp geçersen...
sorun yok o zaman zaten...
simge-SELLERDİR anlam içeren...
seller gibi değerlerimizi silip süpüren...

terk ettiğin ülke değerlerin...

ama neye bakarsan ne anlarsan ne anlamak istersen...
mistik değil
gerçek bu...
anlamadan gidersen
eşek arısının istediği budur zaten...

bu film farklı...

hissedilmeli...
anlaşılmalı...
simge den öte
yaşanandır
yaşanmalı...
hayatın yaşanan yaşatılan gerçek oyunu bu
yaşanmamalı...
yaşanmamalıydı...

ben ne yapıyorum

gene gecenin bu vakti...
gözünün önündekini göremeyenlere anlatmaya çalışıyorum
filmi
kelimeyi
anlamlarını
ama anlaşılmıyor kimse tarafından ve yalnız kalıyorum 
kendimce...

ne zor işim

tutturmuşum gidiyorum öylesine...
zavallı mıyım neyim...
yazmaya çalışıyorum okumayanlara okuyupda anlamayanlara
anlatmaya çalışıyorum 
anlayıp da hissetmeyecekse kimse...
çabalarım yaptığım niye...

olsun

değer...
bir kişi olsa bile değer...
sadece bir kişi...
tanrı aşkına yok mu içinizden bir kişi
anlayacak hissedecek biri...
ülkede ihtiyaç var size
başkalarının boktan değerlerine secde edeceğinize...

işte ben bu yüzden farklı hissettim kendimi o film den sonra...
yılgın
üzgün
kızgın
bıkkın
ama hırslı...
düşünmekten...

diyemedim açık açık

sıkıntı büyük pazarlayandan da öte...
ama diyeceğim çare yok

dert içimizdeki pezevenkte
dert içimizdeki pezevenkler-de
esas büyük sorun pezevenk ten de öte...
esas büyük sorun pezevenklerden-de öte...

ülke...


Tuncay D. Kalemoğlu

(19.Aralık.2005, Antalya)

***

Eski yazım gereği için eklenmiştir.
Vizyondaki Film; Kar-hane...
Aralık 2005

Yukarıdaki yazımı;


Bu güne kadar ve bugün;

1940 'ardan beri yanlış anlaşmalar, kararlar ve yönetimler ile ülkem ve ülkem insanımı bu günkü duruma getirenlere...
Halen getirmeye devam edenlere...
Bütün olan bitenler karsısında duyarsız kalıp, değerlerimiz ve menfaatlerimize sahip çıkmayan, başkalarının menfaat ve değerlerine enerjilerini ve güçlerini adayanlara SUNUYORUM...

Ve bu ülke için mücadele etmiş, çalışmış, hayatlarını kaybetmiş tüm geçmişteki insanlara...

Bu gün halen olanlar için üzülen, düşünen, düşündüren ve mücadele edenlere...
Menfaatlerini ülke menfaatlerinin önünde tutanlara...
Gazi Mustafa Kemal Atatürk' ün neferlerine...
Ve emekli subay babam Bekir Kalemoğlu' na İTHAF EDİYORUM...

Tuncay D. Kalemoğlu

[19.Aralık.2005]
Vizyondaki Film; Kar-hane. . .