20 Kasım 2017 Pazartesi

AFRİN' e BEŞ KALA... beyhude onca söz artık oyun kurallarına göre oynanacak ne onlar değişecek ne bu dünyanın gidişatı her şeye hazırlıklı olmalı artık eller tetikte beklenecek...

el adamı
ya yarattığı terör piçlerini piç gibi bırakıp gidecek...
ya da piçleri ile piç olup yok edilecek...

bunca yıllık
bunca şehit anısına...


Tuncay D. Kalemoğlu
21.11.2017, Kanlıca.
https://twitter.com/tuncaykalemoglu

10 Kasım 2017 Cuma

yenisi gelmiyor ki...

Kabaçam' a...

dedi ki arkadaşım bana bu gün
saat on otuz da
her on kasımda aynı dizeler
olmuyor ki yenileri lazım

doğru diyordu
belli ki o zamanlardan bu yana
epeydir
yıllarca
aynı yazıları yolluyordum ona
onlara
herkese
tüm arkadaşlara dostlara...

ben de cevap verdim ona
'' yenileri gelmiyor ki...'' diye...

aslında Gazi için yazdığım yazıların sonrasına
yeni yazı yazmak içimden gelmiyor anlamında
yazmıştım arkadaşıma

ama bilmeden demiştim ki ona
onun gibisi gelmiyor bir daha...

sonra dostuma şöyle dedim
bir sonraki on kasıma kadar gelirse bir ilham
ve yazarsam başka satırlarımı onun için
o zamanda bu yazı olsun senin için

işte şimdi geldi satırlar 
bekletmedi beni
ben de fazla bekletmeyeceğim seni
tam on üç saat on dört dakika sonra 
bu satırlar hem sana
Kabaçam

hem de ona...
Gazi' ye...

dostum
yenisi gelmiyor ki...


Tuncay D. Kalemoğlu



5 Kasım 2017 Pazar

Vaniköy sahilinde bir ihtiyar...

sabah saatleri
Kanlıca Üsküdar arası dokuz on beş vapuruna bindim
aslında büyük yolcu motoruydu o
ama canım vapur demek istedi şimdi
bildik klasik İstanbul vapuru az geçer de Kanlıca' dan

vapurun sol arka kıçında
sabahın dokuz buçuğunda 
güvertede oturup kahve keyfimi yapıyordum
sabah ve akşamları güzel olur denizin rengi 
bir de motorun köpükleri
kaptan da desteklermiş gibi keyfimi
sanki kıyıyı yalıyordu dümeni
seyret gözüm yalıları tek tek dercesine
hani kaptan istese yalılara girecekti sanki vapur 
neredeyse odalarının içine

bir yanda koyu mavi durgun deniz
diğer yanda boğazın delen serin havası
her yer motorlar ile doluydu
her yer martılar ile kaplıydı
onlarcası
yüzlercesi
binlercesi
balık vardı sularda belli ki
bir aradaydılar mavi boğazın koynunda
bizim vapur ise geçiyordu aralarından arsızca...

şöyle bir bakınca 
koyu mavi suyun üzerinde duran beyaz martılara
benziyordu sanki hepsi
fırçanın tuvale kondurduğu beyaz noktalara

martılar balık için bekliyorlardı
bazıları uçuyordu
bazıları dalıyordu
sürekli bağırışıp duruyorlardı

bir gün öldürecek beni 
bu martı sesleri...

Çengelköy' e doğru yol alırken vapur
Vaniköy kıyılarında
küçük bir balıkçı motoru belirdi yanımızda
altı metre kadar olanlardan
çok yakındı bana
uzansam yakalayacaktım sanki elimle
dümende bir adam 
baktım motorun üzerinde ki yazılı isme 
ihtiyar yazıyordu
dümende ki balıkçı da ihtiyardı 

ihtiyarın bir elinde bira şişesi
diğer elinde dümen
bir yanda motor sesi 
oltasını sallamış boğazın akıntısında gidiyordu
yol alıyordu ekmek teknesi...

bir yandan da piizleniyordu...

bilen bilir 
alemde buna piizlenmek denir...
belli ki abimiz  dün akşamdan kalmıştı
bir önceki geceyi dengeliyordu boğazın koynunda 
keyifle kendisini akıntıya salmıştı
oltasını da denize atmıştı
havasını da soluyordu İstanbul' un
kokusunu da
öyle ya
balık gerekiyordu tekrar bir sonraki akşamın sofrasına...

elimi kaldırdım 
oh işte güzel hayat dedim işaret yaparak 
o da şişesini kaldırdı şerefe yaptı
kahve kupam ile karşılık verdim
selam verdik birbirimize

bizim vapur yanından geçti gitti 
onun motor da yavaşça yoluna devam etti

bir an yaşananın hepsi buydu
o bir anda ben onu anlamıştım o beni anlamıştı
güzel olan işte bu anı yaşamaktı...
sadece otuz saniye
bu otuz saniye de yaşanan hayat ve andı...

kısa bir bakış 
karşılıklı tebessüm
birlikte kalkan eller havaya
hadi bakalım uğurlar olsun güzel güne dercesine
bir selamlaşma...

hepsi otuz saniyede bitti
bu süre ikimize de yetti...

o an boğazı' da sevdim vapuru' da...
kasımın kışını da
güvertede çarpan soğuğu da
Vaniköy üstünde doğan güneşi
balıkçı motorunu
balıkları
martıları
hepsini sevdim...

bir de ihtiyarı sevdim...

gülümsemesini
piizlenmesini
keyfini
selamını
sabahın dokuz buçuğunda yaşadığımız o anı ...

kimdir nerededir bilmem
sağ mıdır sağlıklı mıdır onu da bilmem
ne adını 
ne evini 
ne kendisini hiç bilmem
bildiğim tek şey
bana ait ülkemin bana ait insanıdır o...

o beni anladı
ben onu anladım
sadece otuz saniyede
Vaniköy' ün o anını yaşadım
bize ait olan mekanları görürken...
hepimize ait olan havayı solurken...
kısa anı birlikte yaşadık ve paylaştık ikimiz...

İstanbul' un herhangi bir yerinde
resimlenmesi gereken milyonlarca anlardan biri idi ihtiyar...
şimdilik fırçamla değil ama
satırlarım ile resimledim onu kağıda...

hepsi bu...

Tuncay D. Kalemoğlu
01.Kasım.2017, Kanlıca/ İstanbul



26 Ekim 2017 Perşembe

şu an...

tam da şu an
ne olduğundan çok
ne olacağını düşündüm...
ne olduğumdan çok
ne olacağımı düşündüm...

Tuncay D. Kalemoğlu
26.ekim.2017, Kanlıca/İstanbul

21 Ekim 2017 Cumartesi

hanımım...

geceleri sağ yanım...
gündüzleri her yanım...

hanımım...


Tuncay D. Kalemoğlu
22. Ekim. 2017, İstanbul

15 Ekim 2017 Pazar

uykuda...

başım kolumda
başın elimde
baş ele
el gönüle
ikimizde uykuda
işte böyle...

Tuncay D. Kalemoğlu
15.ekim.2017, Kanlıca/İstanbul



1 Ekim 2017 Pazar

el adamı...

o günün ne kadar önemli olduğunu unutmayanlar
bu gün o gün için hazırlanmaktalar...
bu gün de o gün gibi
o günün aynı hüsranını yaşayacaklar...

el adamı...