15 Ağustos 2017 Salı

olduğu kadar...

olan ile olduğu kadar
olunabiliyorsa...

olmuyorsa eğer bulduğun kadar
bulunabiliyorsa...

bulunmuyorsa eğer eldeki kadar
o kadar...
  
neyse o...


Tuncay D. Kalemoğlu
13. Ağustos. 2017, Antalya.

9 Ağustos 2017 Çarşamba

çürürsün...

nerede olduğuna bağlı...
nereye ait olduğuna bağlı...
ne olduğuna bağlı...

kimi yer orası
kimi yer burası
yer ve imkan kötü değildir
kötü olan ait olunmayan yer ve imkandır...

bitki bile toprak ve hava seçer
ya insan...

kötü olan ait olunamayana imrenmek ve kanmaktır
kötü olan yerini bilememektir
kötü olan ait olunmayanda mutlu gibi görünmektir
kötü olan bunun kötülüğünü bilememektir
kötü olan bilip hiç bir şey yapamamaktır...

daha kötü olansa ait olunmayan yerde çürümektir...

çürürsün...


Tuncay D. Kalemoğlu
9.Ağustos.2017, Kanlıca / İstanbul


30 Temmuz 2017 Pazar

içerideyim, dışarıdayım...

içerideyim
satırlarımın dünyasında...
çalışmaktayım atölyemde kalemim ile
gelirsiniz ve okursunuz belki diye
keyif alarak...

dışarıdayım
hayatın içinde bir yerde
döneceğim işim bitince atölyeme o yerden
gelirsiniz belki diye
son gelmezse eğer kaderden...
umarak...


Tuncay D. Kalemoğlu
Sarıyer / İstanbul
30.Temmuz.20017

29 Haziran 2017 Perşembe

doğmak doğurmak, doymak doyurmak…

doğmak doğurmak
yaşanan ilk doğalımız
zor olan…

doymak doyurmak
yaşanan sonraki doğalımız
daha zor olan…

doğan doğuran biz
doyan doyuran biz
yok eden de biz

öldüren aç bırakan süründüren biz...

bu onun için diğerlerinden 
doğmaktan
doğurmaktan
doymaktan
doyurmaktan
daha kolay olan...

sebep 

petrol 
maden
toprak
kin
hırs

aç olmadan öldüren tek canlı
aç gözlü insan
sen...

insan…

29.Haziran.2017, Antalya.
Tuncay D. Kalemoğlu


28 Haziran 2017 Çarşamba

kötü, daha kötü, en kötüsü...

ülkemizin ve dünyamızın içine ettiler
bu kötü...
insanlar peşlerinden gittiler ve takip ettiler
bu daha kötü...
onlar ve takip edenler ile yaşamak zorundayız 
bu en kötüsü...


Tuncay D. Kalemoğlu

29.haziran.2017, Antalya.

15 Haziran 2017 Perşembe

politika, politikacı, halk, sistem...

politika
bulaştıkça kokutan
uğraştıkça batıran
dipsiz bir fosseptik çukuru...

politikacı
çukurun içindeki...

halk
çukuru ve içindekileri takip eden...

sistem
paranın sahipleri ve kurdukları düzen...
ve bu gücünün esirleri...
köpekleri...

olacak olan
bir halt olacağı yok...
her yol ve herkes fosseptik çukuruna gider...

sonuç
pislik dolu kokan çukur...
çok önemli olduğunu sanan içindeki zavallılar...
bunları takip edip umutlanan daha zavallı olanlar...
paranın ve gücün esiri olan soysuzlar...
yaşananlar...

ne pislik...
ne zavallılık...
ne yazık...


Tuncay D. Kalemoğlu
15.Haziran.2017, Kanlıca/İstanbul.



7 Haziran 2017 Çarşamba

ne diyeyim...

ne diyeyim

bu gün bozulan biri ile beraberdim
yok yapacak bir şeyim
çaresizim...

bir kişi olsalar iyi
her yerdeler 
kim bilir onun gibi kaç kişi...

Tuncay D. Kalemoğlu
07.Haziran.2017, Kanlıca / İstanbul
***
gerisin; ilerlersin...
adam yok; yetiştirirsin...
paran yok; kazanırsın...
her şeyin bir çaresi vardır.
fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur...
AHMET HAMDİ TANPINAR.






1 Haziran 2017 Perşembe

ressamın durumu...

Mehmet Işıklı' ya...
Tuncer Ertuğrul' a...

çıkan boya tüpten tuvale
ya da kalemden gelen renkler kağıda
ardından eskizler
hissedilen
akla gelen
yaratılan 
sevilen
fırçadan tuvale
kalemden kağıda
renkler ile hayalde olanın bitmişi sonunda
resim
tablo
ressama ait olan...

sonrası
sergilenen tabloya bakan gözler
hissedileni gören ise bazıları
onu sahiplenen ise bir kişi
o da artık bundan sonra o eserin emanetçisi...

eserin durumu bu olur...
ressamın budur durumu...


Tuncay D. Kalemoğlu
01.Haziran.2017, Antalya, 06.37


11 Mayıs 2017 Perşembe

acelem yok...

yürüyorum...
yolumda...
doğaya ve doğama uygun olanda...

acelem yok artık...
hepsi bu...

Tuncay D. Kalemoğlu
11.mayıs.2017, Kanlıca.


29 Mart 2017 Çarşamba

hayatı kaçırırsın koşarken...

koşma
yürü

yetişmeye çalışmak için koşma

ona göre seç hedefini ve yolunu 
ulaşmaya çalışmak için yürü

sana 
sırt üstü yat bir şey yapma demiyorum
hele 
hedef koyma hiç demiyorum
ama 
yolunu çizerken farklı bir yöntem kullan diyorum...

neymiş
inişli yokuşlu hayat için mücadele gerekirmiş
tamam
yakalamak ilerlemek başarmak için çok çalışılmalıymış
ona da tamam
kardeş sen bunların hepsini yap gene
ama koşma yürü
ister yavaş yürü 
ister hızlı yürü 
ama hep yürü
demem o ki sana 
hem durma hem koşma ama hep yürü...
göreceksin denilenlerin hepsi olacak 
olacak ama bir farkla olacak

kaçırmadan...

neyi mi

dinle bak şimdi beni

inişli yokuşlu olan hayat değil aslında

inişliyi yokuşluyu olduran koşuşturan
insan...

yok mu bu hayatın normal eğimle akan suyu
var
nehirler yukarı mı akar hayatta
hayır
veya ne kadarı hırçın akar aşağıya
çok azı
ya da ne kadarı dingin akar yolunda
bir çoğu
yok mu bu hayatın düzü
çok

o zaman...

gerekli olanın hepsi ama hepsi

bir nefes alınacak...

bir hırka giyilecek...
bir döşek yatılacak...
bir lokma yenilecek...

kadardır aslında hayatta...


anlaşılacaktır sözün anlamı günün birinde...

ya erken bir günde...
ya da son kertede 
teneşirden önce...

bunu anlamayan çok olsa da hayatta

hiç önemsenmese de çoğu mekanda
göz ardı etme
koy bir kenara bu sözü sen...

bu felsefe kime uyar 

bu felsefe kime uymaz 
bilemem
uyar bulana...
uymaz bulamayana...

anlamını bulamayan koşar...
anlamını bulama-yandır koşan...

sen yürü kardeş

hızlı veya yavaş ama hep yürü...

yürü

ayağın takılmadan
takılırsa da kalk devam edersin...
nefesin tükenmeden
tükenirse de soluklan gene alırsın...
bileğin burkulmadan
burkul-ursa da sar sarmala devam edersin...

ama hep yürü...


eğer 
birisi sana koşmanı söylerse 
kendince baktığı hayat felsefesiyle
böyle olmalı bu çağda derse
akıl dolu açıklamalarıyla hani
anlatırsa gerekçelerini
emin tok bir ses tonuyla 
şöyle bir de bakış atarak yandan hani
konular hakkında söylerse bir şeyler sana 
uzun uzun...

uzay çağı filan gibi
iletişim teknolojileri modülü mesela
yüksek katma değerli hedeflerin önemi
bilişim teknolojileri metodunun gelişimdeki etkisi
nanoteknolojinin bilimsel ve gereksel konuları hakkında
ya da küresel rekabet koşullarının günümüzde yeri
mesela...

öyle ya
bunlar önemli 

falan...
filan...

tamam...


onu dinle ve hatta haklısın de
haklıda zaten bu çağda kendince

ama kardeş sen koşma genede
kendi düz yolunda yürümeyi dene
beni dinle...

koşucu değilsen eğer
ne olursan ol
kim olursan ol 
sadece ama sadece yürü 

ara ara dur...
ara ara bak...
ara ara dokun...
ara ara hisset...
tat...
konuş...
dinle...
dinlen...

sonra tekrar yürü ama koşma
sadece yürü...

neden biliyor musun

kaçırırsın...

çünkü koşanların göremediklerini kaçırırsın...
çünkü koşanların umursamadıklarını yitirirsin...

bazı tatları...

yürürsen eğer ya görürsün ve dokunursun 

bu tercihindir senin
koşarsan eğer ne görebilirsin ne dokunursun
bu da tercihindir senin

öndekini yakalayayım diye koşarsan olabildiğince hızla
tek bir veya çok hedefin hırsları uğruna kendince 
aldığın bireysel bencilce hazla...

kaçırırsın... 

kaçırırsın değer vermek gerekenleri...
kaçırırsın değer verdiklerini...

kaçırırsın değerlilerini...
kaçırırsın değerlerini...
kaçırırsın diğerlerini...


hayatı kaçırırsın
hayatın içindeki bir çok lezzeti 

yüzlercesini binlercesini...

iyi ama neden...


çünkü
göremediğini de dokunamadığını da tadamaz sın koşarken
bunların farkına bile varamazsın hızla geçip giderken
o yüzden 
ara ara dur 
ara ara dokun 
arar ara soluklan 
ara ara bak
sonra tekrar yürü...

ama hep yürü...

bu gün sana koş diyenler
bir gün koşamayacak duruma geldiklerinde
dün kendileri koşarken yanlarından yürüyenler
bu gün halen yürüyerek yanlarından geçerlerken
onları seyredecekler...

koştukları günlerde kaçırdıklarını anlarlarsa eğer
ki çoğu anlamayacaklar...
belki de koştukları günlere yanacaklar...
ama anlayıp ta yansalar bile 
inan bana  çoğu konuşmayacak
öyle sessizce  bakıp susacaklar...

bırak isteyen koşsun 
tadını alamadan diğerlerinin...
kısa koşmak yerine uzun yürü sen
tadını alarak değerlerinin...

öyle veya böyle

gün gelecek 
zaten duracaksın soluk yokken...
o yüzden 
koşma yürü soluk varken...

ne demek istediğimi anlamadığın genç günlerde
zaman geçip gitmiş olacak...
ne demek istediğimi anladığın geç günlerde
hayat geçip bitmiş olacak...

hayatı kaçırırsın koşarken...


13.Mart.2017, Antalya.

Tuncay D. Kalemoğlu
https://twitter.com/tuncaykalemoglu

21 Mart 2017 Salı

her dört kişiden biri...

''Sosyallikten uzak duran insan anti-sosyal olarak algılanmamalıdır. Her 4 kişiden 1' i sahteliğe tahammül edemediği için yalnızlığı tercih eder...''

her dört kişiden biri
her dört kişiden diğer üçüne bakar
hayat onlara güzel der
yoluna devam eder...

hangi yol ise...


her dört kişiden biri olanı anlayan ya diğer dört kişiden biridir ya da diğer dört kişiden biri olacaktır
diğer üç kişi dışındaki

hangi kişi ise...

diğer üç kişi genelde diğer bir kişiyi anlamaz
diğer bir kişi ise diğer üç kişi ile olmak istemez
diğer üç kişi kendi dünyalarında mutludurlar
diğer bir kişi kendi dünyasında mutludur

veya değildirler...
veya değildir...

öyleymiş gibi rollerini yaparlar...

yaşarlar...


Tuncay D. Kalemoğlu
22.mart.2017, Kanlıca-İstanbul

yapmak ama ayıklayarak...

yapmak
yapabilmek
yapmaya çalışmak

iki tuğlayı üst üste koymak
iki notayı yan yana koymak
iki kelimeyi yan yana koymak
iki her ne ise onları bir araya getirmek ve yaratmak...

inşa etmek
beste yapmak
edebiyat şiir roman yazmak
her ne iseler onları yapmak...

edebilmek...
yazabilmek...
yapabilmek...
adını ne koyarsanız o...

ama ayıklayarak...

***
14.Mart.2017, Antalya.
Tuncay D. Kalemoğlu
https://twitter.com/tuncaykalemoglu
not:
ayıklayarak, iki tuğla, iki nota fikrini Mehmet Güreli' nin sohbetinden esinlenerek kullandım...



19 Şubat 2017 Pazar

zordur televizyon kafaya anlatmak...


sadece ve sadece televizyon seyretmek
uyumak
bakmak
ne söylenirse onu almak...

özü
kitap okumamak
birileriyle konuşmamak
doğadan kopmak
yaşamdan ayrılmak
dinlenmemek

tek pencereye bakan göz
farkı
sadece verilenlere bakan... 
sadece verilenleri alan...

dikdörtgen kafa...
iki kısa iki uzun kenarlar arasında kalan 
esir olan...

sadece televizyonu seyretmek
televizyon kafalı olmak...
televizyon kafalı...

zordur televizyon kafaya anlatmak...


Tuncay D. Kalemoğlu
www.tdkalemoglu.blogspot.com
5.şubat.2017
Kanlıca-İstanbul

5 Şubat 2017 Pazar

yol ayrımı...

dünyama da uymalı...
dünyaya da uymalı...
yol ayrımı...

***
3.şubat.2017
İstanbul
Tuncay D. Kalemoğlu


3 Şubat 2017 Cuma

DÜZELTİYORUM, EL ADAMININ PEZEVENKLERİ...

farklı baktım filme bu sefer
hiç bakmazdım filmlere bu gözle eskiden
hislerim değişik olurdu çıkınca salondan 
ruh halime göre
H.Bogart gibi Casablanca'dan 
genç iken
ve bildik diğerlerinden kovboy gibi bazen 
küçükken...

ama büyüdük artık ve değişti birşeyler

bizde
zamanda
bu hafta farklı idi yalnız
inanırmış inanmak istediğine insan
duyduğuna değil...
ama
farklı hissettim kendimi çıkınca bu hafta bu filmden...

sanmayın ki çok yapabilirdim

ama adet edindim
sinemaya götürmeyi oğullarımın ikisini

iyi oluyormuş gidince 

seyrediyorum
görüyorum 
anlıyorum bir şeyleri kendimce...

derviş' in fikri neyse zikri de oymuş ya...
gene gördüm bir şeyler
ama
farklı hissettim kendimi çıkınca bu hafta
bu filmden...
DÖNGEL KARHANESİNDEN...

ne H.Bogart idi ruh halim

nede kovboy
doğrusu
nemiydi 
nasıl anlatayım şimdi size
onuru becerilmiş ülkenin insanı gibi diyebilirim hani...
buruk
sıkıntılı
düşünceli
üzgün
ama daha çok bıkkın ve de hırslı
düşünmekten...

tutturdu küçük oğlum illa Karhane' ye gidelim diye...

DÖNGEL KARHANESİ filmine

ne iş dedim kendimce 
ama
o gün onun günüydü çare yok
yoksa biliyor muydu kerhaneyi pezevenk-i orospuyu da
ben yakalayamamıştım 
anlayamamıştım...
öyle ya
oğul babayı geçermiş
çağda çok hızlanmıştı
bizde geri kalmaya başlamıştık ya...

gülmeyin simdi bana

kimsenin kimseyi yakalayamadığı 
anlayamadığı dönem değil mi bugün...
ama 
farklı hissettim kendimi çıkınca bu filmden bu sefer...
ne kovboydum
ne Humpery Bogart
ne de bilmem ne
ülkesinin satılmasını anlayan bir adam ne ise
oydum işte...

seyrederken gülüyordu küçük oğlum kendince

hangileri komik geldiyse ona...
başkaları ve diğerleri
önceleri gülüyordu mutlulukla salondakiler...
sonra 
ama sonrası çoğunluk sessizliğe büründü...
gülme sesleri azaldı
hatta kayboldu zamanla başlangıçtaki kahkahalar
yüzümdeki tebessüm gibi...
onlar artık anlatılmak istenileni anlayanlar idi
anlamak isteyenlerdi...

farklı hissettim kendimi çıkınca o filmden

buruk
yılgın
üzgün
ve de hırslı
düşünmekten...

film özetle
sivil bürokratın 
avrupa birliği karşısında
asker-emekli asker bürokratın 
el adamının askerinin sorgulamasında
nasıl ayaklara düştüğünü
kafasına çuval geçirilmesinin bir başka yolu anlatımıyla
''düzeltiyorum'' sözü söylettirerek ince bir ayarla
o tek küçük 
ama çok büyük 
kelimeyle anlatılmaya çalışılan 
düştüğümüz durumun bu günü
düştüğümüz durumun sonrası
anlatılıyordu
anlatılmak isteniyordu
anlayana elbette...
özetle
filmin sonunda da IRAK' ta kerhane açılması göreviyle
pezevenklik kabulünü anlatıyordu...

işte böyle...

etkilemişti beni filmdeki DÜZELTİYORUM sözü...

askerlikte kullanılır bu söz
hem yakalamak
hem hissetmek zordur onu...
hele filmde bir anda bir saniyede yakalamak ve yaralanmak...
düzeltiyorum
düzeltiyorum lafı
ama dahası onun özündeki anlamı...

ne o görevde bulunmayan

ne de o görevi bilmeyen...
ülke sevgisi olmayan
yanlış söyledim çok olmayan...
vermeyen o hizmeti gönülden peygamber ocağına...
tatmayan o tadı aynı karavanadan ve cepheden...
anlayamaz
anlamaz
kavrayamaz
kavramaz 
kıymetini düzeltiyorum kelimesinin...

bakmayın öyle suratıma

gizemli bir anlamı yok tabi...
güldürmeyin beni...
Da Vinci' nin şifresi oyununu oynamıyoruz ki...

sadece yanlışı düzel-tendir

söyleyendir o sözün kullananı
kelimenin değil
kullananın değerin-indedir derin anlamı...
yakalayamaz da
hissedemez de bilmeyen filmdeki o son sahneyi...
bilmez ise kullanıldığı yeri
kullanılan o ocağın o yerin değerini...
asker ocağını
askerin ocağını...

düzeltiyor um...


düzeltiyor-um...

düzelttiriliyor-um...
düzelttirttiriliyor-um...
düzeliyor-um...
düzülüyorum...
o filimde...

um değil

uz aslında...

diyemiyor-um, eloğlunun yaptığını...

çuvalı geçirdiğinin tariflendiği o anı kafaya filmde
o sahnede
simgesel ya
anlamak istemiyorum
ama uyumuyorum ya
ama farkındayım ya
istemesem de görüyorum...

farkın da değil ne yazık ki...

anlamıyor ki kimse ne yazık ki...
farkında olan da bir şey yapamıyor ki ne yazık ki...

ben ne diyeceğim simdi babama...

sayın emekli Kalemoğlu albayım...
sinemaya gittik torunun ile
çok güzeldi
gül gül öldük mü diyeceğim
gülmek yerine üzüntüden öldüğümü
duyunca seninde çalışırken mutlaka kullandığın o lafı
görev yaparken asker ocağında
öğretirken kendince askerliğin erdemlerini astlarına...

düzeltiyor um...


ama senin bildiğin gibi değil

anlamı farklı boyutta bu gün mü diyeceğim...
şevkle anlatırken anılarını bana
yetmiş altı yaşında...
görevini
görev bilincini
his-lerini
inanç-larını
duygu-larını
anı-larını
ülke sevgini
yaşadık-larını...

seveninin tanımladığı gibi seni

cetvelin çizgisinden daha doğru olan sana...

Ata’nın askeri ve öğretmenleri memurları gibi...

bana senelerdir 1950' lerin 60' ların ruhuyla
dur durak bilmeden anlattıklarını dinlerken...
halen
öyle değil baba mı diyeceğim sana...

demeyeceğim elbette

filimde el adamının pezevenklik teklif ettiğini
yalan söyleyeceğim...
öldük bittik gülmekten 
pek güzeldi eğlendik
altımıza ettik torunun ile filmi seyrederken
diyeceğim sana...

neden üzeyim seni

etrafımda kimse üzülmez-ken...
neden yıkayım dünyanı 
hiç kimse umursamazken...
bir sen mi kaldın eksik bunları bilecek
bir dolu BOŞ ruhsuz kafa anlamazken...

söylemeyeceğim elbette ona doğruyu...

yazarken hepsini içimde-kilerini...
basarken tuşlara satırların dizilişinde kırarcasına
hırsla...
kimse bilmez ki su an 
ağladığımı
yüreğimin yandığını
neler hissettiğimi
anlatmaya çalıştığımı
gecenin sabahın bir zamanı yazarken satırlarımı
İçimde tutamamazken gözümün yaşını...

ama farklı hissettim kendimi çıkınca bu hafta

bu filmden...

gelin anlatmayayım diğer iki sahneyi uzun uzadıya

beyefendinin duruşunu 
filmdeki o sivil bürokrat adamın
kız yeğeni el adamı ile kerhanede düzüşürken
el pençe gülüşünü bilmeden
salak...
Avrupa Birliği (AB) heyeti karşısında büz-üşürken…
ruhsuz...

kimdir beceren

kimdir düzüşen...
kimdir düzen...
anlamıyorum
anlıyor musun sen
simge ya bunlar
neyi simge- eliyorlar...
neyi...

ya da eloğlunun çuvalını...

görev vermesini...
IRAK yerlerde
IRAK ülkesinde
uzak ellerde...
kerhane açılmasının görevini vermesini
ve bunun kabul edilmesini...
edildi mi acaba...

kimdir pezevenk olan senaryoda...

kimdir yazan bu oyunu
oyunları...
kimdir bu oyunun
oyuncuları
figüranları...
filmde veya gerçek hayatta...
ne görev biçilir bize...
o da simgedir
boş ver sana öğretilenin dışında mı demeli...
ama doğrudur yazık ki...
simge bir yana
biz bir yana
siz bir yana...

yanlış anlama kardeşim...

sana öğretilen gizli localardaki simgelerin dışında bunlar...
sana öğretilen gizli tarikatlardaki simgelerin dışında bunlar...

dediğim gibi
öğrenmeye yırtındığın oralarda
ama benimse UMURSAMADIĞIM...
senin anlayamayacağın buralarda

işte o yüzden farklı hissettim kendimi çıkınca o filmden...
aşağılanmış
yılgın
üzgün
kızgın
ama hırslı...
düşünmekten...

doğru

film bu...
hepsi simgesel bunların...
gülüp geçersen...
sorun yok o zaman zaten...
simge-SELLERDİR anlam içeren...
seller gibi değerlerimizi silip süpüren...

terk ettiğin ülke değerlerin...

ama neye bakarsan ne anlarsan ne anlamak istersen...
mistik değil
gerçek bu...
anlamadan gidersen
eşek arısının istediği budur zaten...

bu film farklı...

hissedilmeli...
anlaşılmalı...
simge den öte
yaşanandır
yaşanmalı...
hayatın yaşanan yaşatılan gerçek oyunu bu
yaşanmamalı...
yaşanmamalıydı...

ben ne yapıyorum

gene gecenin bu vakti...
gözünün önündekini göremeyenlere anlatmaya çalışıyorum
filmi
kelimeyi
anlamlarını
ama anlaşılmıyor kimse tarafından ve yalnız kalıyorum 
kendimce...

ne zor işim

tutturmuşum gidiyorum öylesine...
zavallı mıyım neyim...
yazmaya çalışıyorum okumayanlara okuyupda anlamayanlara
anlatmaya çalışıyorum 
anlayıp da hissetmeyecekse kimse...
çabalarım yaptığım niye...

olsun

değer...
bir kişi olsa bile değer...
sadece bir kişi...
tanrı aşkına yok mu içinizden bir kişi
anlayacak hissedecek biri...
ülkede ihtiyaç var size
başkalarının boktan değerlerine secde edeceğinize...

işte ben bu yüzden farklı hissettim kendimi o film den sonra...
yılgın
üzgün
kızgın
bıkkın
ama hırslı...
düşünmekten...

diyemedim açık açık

sıkıntı büyük pazarlayandan da öte...
ama diyeceğim çare yok

dert içimizdeki pezevenkte
dert içimizdeki pezevenkler-de
esas büyük sorun pezevenk ten de öte...
esas büyük sorun pezevenklerden-de öte...

ülke...


Tuncay D. Kalemoğlu

(19.Aralık.2005, Antalya)

***

Eski yazım gereği için eklenmiştir.
Vizyondaki Film; Kar-hane...
Aralık 2005


EL ADAMININ PEZEVENKİ
EL ADAMININ ERKETESİ
EL ADAMININ METRESİ

( Kullanılanlara... Farkında olmayanlara... TDK )

el adamı

pezevenk-ini bulur çalıştırır...
pezevenk
erketesini bulur çalıştırır...
erkete
pezevenk-in ayak işlerini yapar ortalarda dolaşır...
hayat kadını
erkete yardımı ile pezevenkle çalışır...

tümünün geri dönüşü yoktur,
el adamına çalışır...

hepsi
karşılarındakilere verdikleri görüntü
sahip oldukları kıyafet
mevkii
para
kimliklerini gizleyen sahte davranışlar ile
hanımefendi
beyefendi rollerini oynarlar...

hiç bir şey onların '' el adamı '' nın
kullanılanları oldukları gerçeğini yok etmez...
ancak kendilerini
kendileri gibi olanları
birbirlerini kandırırlar...

kullandıkları bireysel tercih hakları
kendileri dışındakiler-ide etkiler
her ne konumda olurlarsa olsunlar
hem '' el adamın '' nın kullanılanı olup
hem namuslu rolü oynarlar...

***

Yıl 2005,
Vizyonda bir filim, ‘’ DÖNGEL KAR-HANESİ’’ Metin Akpınar

(Döngel kar hanesi, Metin Akpınar, filmi izlemek için İnternet de bulunuz ve tıklayınız lütfen. https://www.youtube.com/watch?v=2P_ESsXz8NU )

İzlemek iki saatinizi alır...
Ülkemizin düştüğü durumu
onursuzluğu-muzu
satılmış-lığımızı
şahsiyetsiz-leştiğimizi anlatır 
satır aralarında...

görebilene...


***
biraz düşündüm
biraz okudum
az biraz da yaşananları yorumlamaya çalıştım.
ara da bir de sözlük karıştırdım
kelimelerin anlamlarını yanlış değerlendirmeyeyim diye

onca
akıllı(!)
erdemli(!)
aydın(!)
mevki sahibi(!)
yurtsever(!)
Atatürkçü(!)
dindar(!)
dinci(!)
insana doğru tanımlayayım diye

yorumlayalım bakalım bir seyreden olarak filmi
neler anlatmaya çalışmış sanatçı
gerçi çoğu kişi tarafından bu filmi bırakın
filim gibi yaşadıklarımız
daha doğrusu bizlere filim gibi yaşatılanlar bile
oynatılan roller bile anlaşılmıyor
fark edilmiyor ya çoğumuzca

pezevenk nedir bilir misiniz siz
hani o kadınları satan
vücutlarından zevki pazarlayan
paraları kısmen alan
gerisini patronuna
el adamına veren
baktım
sözlük öyle yazıyor
toplum içinde tanınamayanlar
normal birisi sayılan
el adamınca kullanılan
akşam evine mutlu bir birey olarak giden

erkete nedir bilir misiniz siz

hani pezevenk lere hizmet eden
onların menfaatleri için gerekenleri yapan
canla başla çalışan
baktım
sözlük öyle yazıyor
toplum içinde tanınmayanlar
normal birisi sayılan
pezevenk lerce kullanılan
karşılığını aldıktan sonra
akşam evine mutlu bir birey olarak giden

fahişe nedir bilir misiniz siz
çaresiz pezevenk in
el adamının eline düşmüş olan
korunamayan ve satılan
hani istemese de sevmese de mecburiyetten
kimi zaman akılsızlığından veya şanssızlığından
kimi zamansa yapısından kendini satan
satmak zorunda kalan
ve bu yolla yaşamını yürüten
baktım
sözlükler anlatmıyor
sanki yaşam sözlüğünde yokmuş gibi...
geri dönüşü olmayan olamayan
orta malı olan
akşam evine mutlu bir birey olarak hiç
 gidemeyen...


el adamı nedir bilir misiniz siz

bütün kullandıklarından nemalanan
hepsinin üstünde oyunun gizlisi
bilinmeyen
parsayı toplayan
adını ne koyarsan koy adamın biri işte
el adamı
pezevenk den hesap soran
hizmet bedelini isteyen ve
istese de artık kurban
namuslu olmasına izin vermeyen kabul etmeyen
hele ki orta malı olmuş
elindeki sermayeyi bırakmayan
bizim gibi düz insanların gerçek yaşamda bilmediği
filmler de gördüğü
hiç başımıza gelmez sandığı
el adamı

gelmezde çoğumuza belki ama sarılmıştır çevremiz
kapı komşumuz el adamının adamıyken bile
belki çocuklarımızın başını okşarken elleriyle
gözümüzün önünde
anlayamayacağımız bir düzendir bunlar...

İşte filim -Döngel Kar hanesi- bunu anlatır
özetle
kısaca Cumhuriyet’in
Cumhuriyet insanının düştüğü halleri tanımlar
acı bir hicivle
bir sahne
Ata’ya durumunu anlatan benim ülkem insanımın halini
artık filim sahnesi değil
gerçek olanı
aslında acınası hallerimizdir bütün bunlar
görebilene...

anlamadık hiçbirimiz
yıllardır bilmeden yaşadığımız hayatlarımızda
güvendiğimiz
seçtiğimiz
saydığımız
karşılarında ceketlerimizi iliklediğimiz
bireyin
bireylerin
aslında tüm milleti(in) düzenin(in)...

üstünde elbise olan
ama içinde insan olmayanların yanından
akşam mutlu bireyler olarak evlerimize giderken...

izlenmeden Metin Akpınar’ın ''Döngel Kar-hanesi'' filimini
uzun alır yaşadıklarımızın anlatımı
hepimiz bir ucundan zaten yaşıyoruz anlatılanı
izlerseniz eğer filimi
güler misiniz ağlar mısınız bilmem
gülmemişti bu ‘’satırların yazanı’’ filmi seyrederken...

gülerseniz eğer
bu demektir ki farkında değilsinizdir
zavallı lığınızın
zavallı lığımızın

kullanılmış lığımızın
onursuzluğu muzun

ağlarsanız eğer
bu demektir ki fark-etmişsinizdir
ya kendinizin ya da ülkemizin
zavallı lığınızı
zavallı lığımızı
kullanılmış lığımızı
onursuzluğu muzu

bu günkü durumumuzu

madem
olaylar ve yazılanlar yaşananlar anlatmıyor size
sanatçı ve yaratıcı kafa ile filim yapmış olanların çabasında...
onca satırlar kitaplar ile anlatılanları (***)
geri kalan da bu ‘’satırların yazanı’’ na kalmış kendince
anlayasınız durumu diye
hala uyuyanlara sizlere

özetle der ki sanatçı film de
‘’pezevenk lik yapılmasını söyler EL ADAMI...’’

erketeler pezevenk-ler metresler hizmet etmekteler sırayla
biçilen rolün gereği işte böyle
izleyemeyecek olanlar için söyleyeyim şimdiden filimin sonunu
el adamı
‘’Kerhane’’ açmayı
pezevenklik yapmayı
önerir emreder Irak ellerde bize
hepimize
yani ülkemize
öyle uygun görmüştür çünkü
karşısındakilerin yapısı öyle
hepsi hizmet edendir zaten kendisine
ya da edebilecek kabiliyette...

akşam mutlu bireyler olarak evlerine giderken...

YIL 2005

FİLMİN '' satırların yazanı '' TARAFINCA İZLENDİĞİ GÜNÜN GECESİ

filmin sonu acıdır

söyler anlatır gerçeği
seyrettikten sonra o günün akşamı
kan ağlatır ''satırların yazanı'''na
hatırlayınca kafaya ''çuval geçmesinin''
kısaca konuşulduğu sahneyi
sadece üç beş saniye fazla değil

özellikle kulaklarda çınladıkça ‘’ düzeltiyorum ‘’ sözünü
işte ipin koptuğu andı o an bence
hatırlarız hepimiz
görevde iken öğrendi bu millet
peygamber ocağında
bu sözün özünü
seyredilen gecenin ardından satırlar döküldü tek tek
akıldan
yürekten
gözden
satırlar kağıdı ıslatarak...

kimse anlamamıştı o günler bunu
anlamamakta çoğu halen

bir yıl dönümü bir yemekte
dört temmuz akşamı
konusu açıldı bir dost meclislerinde tarafımca
umursanmadı bile acılar
hatta hissedilmedi yüreklerde
akla bile gelmedi
ne demek çuvalın geçmesinin kafalara

sorsan baksan hepsi
yurtsever
Atatürkçü
veya kimisi dindar

ama muhabbetin bini bin para her telden
kahkahalarla
''satırların yazanı'' gene yalnız sofrada...
umutsuz sesle sorar genede
dostlara
'' bilir-misiniz nedir bu gün dört Temmuz(4 Temmuz)? ''

http://tdkalemoglu.blogspot.com.tr/2011/07/dort-temmuzonurumuzun-igfal-edildigi.html
Dört Temmuz , TDK , 2006

ne duygusunu
ne yüreğindeki acısını anlar sofradaki onca insan
sohbetlerini kesmezle bile
oysa hepsi yurtsever Atatürkçü
belkide dindar
kendini bulur her zamanki gibi satırlarında yalnız
hatırlar
''Döngel Karhanesi '' filiminden sonra yazdığını
şöyle bitmiştir bundan beş yıl önce yazılan yazı

'' diyemedim, pazarla yandan da öte...
  ama diyeceğim, pezevenk ten de öte... ''


***
BU GÜN YAŞADIĞIMIZ OYNANAN FİLİM NE?


gel zaman
git zaman beş yıl geçmiş aradan
bu gün ülkemizde oynanan film ne o zaman

bilir misiniz
el adamı kimdir dün ve bu gün buralarda
bütün olanların keyfini tadan
Cumhuriyetimizin değil
ülkemize ait olanı değil
kendi uluslarının ve ülkesinin inanç değer ve hedefleri için çalışan
bizim yapmadığımızı olamadığımızı yapan
ülke değerlerine
dinine
inançlarına
ulus menfaatlerine sahip çıkan
kendi emelleri için her yolu deneyen ve yapan ve sizleri kullanan
el adamı
ve siz onlara hizmet edenler ve yaptıklarına ses çıkarmayanlar
görmezden gelen batı hayranı
beyefendiler
hanımefendiler
ne Cumhuriyet in kazanımlarının kıymetini bildiniz
ne Gazi'nin size emanet ettiğini
ne ulus millet değerlerimizin
ne de dinimizin imanımızın kıymetini
sizlerin onuruda değeride sizi
satın alan
devşiren
yontan
aklınızı vaftiz eden
kafanızı bağnazlaştıranın
yani '' el adamının '' izin verdiği kadardır aslında
zira,

bir bireyin veya ulusun eğer milli değer ve inançları yoksa
veya zayıfsa...
ve olan değerlerini koruyacak kadar aklı ve gücü kıtsa...
ya kendileri kadardırlar,
ya kendileri gibi olanlar kadardırlar...
ya da kendilerini yönetenlerin değerleri
veya izin verdikleri kadardırlar...
burunlarına takılan halka ile yönlendirilip
önlerine konulan kadar yerler...
tasmalarına takılan ipin mesafesi kadar gidebilirler... (TDK)

sakın
kendimizi sıyır mayalım olanlardan bitenlerden
demeyelim onlar sizler ötekiler
herkes bir şekilde sorumlu ve işin içinde bir taraftan
her birimiz bulaştık oyunlara kıyısından ucundan
ama bu tezgahta ama öbür tezgahta
el adamına hizmet ettik her bir yandan
bazen iş hayatında
bazen o oluşumda bazen bu oluşumda veya bir başkasında
bulaşmayanlar sorumlu olmayacaklar
onlar zamanında uyaranlardı zaten
öldürüldüler...

hepiniz
hepimiz
el adamına hizmet ederken veya sessiz kalırken yaşarken
bir şekilde yaşamımızda
ne olup bittiğini görememişiz
çoğumuzun fark etmediği ve bizim gibi hayat süren
yanı başımızda duran ve bize gülümseyen
el adamını farketmeden

NEDEN ŞAŞIRIYORSUNUZ Kİ OLANLARA,SİZ DEĞİLMİSİNİZ...

anlamakta zorluk çekeri hep neden şaşırırsınız ki olanlara
siz sanır mısınız bu gün yaşananlar kalacak bu kadarla
onca akıl yoran kalemler satırlar sayfalar yazdı
sizler hepiniz ise oku diyene yan baktı...

bakın ne demiş yazar Mustafa Yıldırım
'' Sivil Örümceğin Ağında '' kitabında

http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php/vivvo_entertainment/kitap/247.html
http://www.mudafaai-hukuk.com.tr/gundem031002.html


’ İşin özü şudur; Amerikalılar gelmişler ve Türkiye’nin belediye yasalarını değiştirmek üzere yerli sivillerle’’workshop’’kurmuşlar, yıllardır çalışıyorlar. Bu arada Türkler ne yapıyor? Onların büyük çoğunluğu Türklerin kaç yüzyıldır, bilmem kaç devlet kurup büyük anakaraları yönetmiş olması ile övünüyor, son imparatorluğun kuruluşunu olağandışı törenlerle kutluyor ve hatta Washington’da mehter eşliğinde yürüyorlar. Geri kalanı da çağdaş bir devlet kurduk; yetmiş beşinci yılı aştık diye marşlar söylüyorlar.’’
(Sayfa 52,Sivil Örümceğin Ağında, Project Democracy, Mustafa Yıldırım.)

yazar uzun uzun anlatmış dinleyelim ekteki hattan
http://video.google.com/videoplay?docid=-6376403294303798815#
Mustafa Yıldırım TV Programı,kitapları ve Türkiye'nin son durumu...


http://www.netkitap.com/yazar_sayfa.asp?kisiID=8523 Mustafa Yıldırım kitapları

devam etmiş anlatmış ince ince
kim bilir kaçınız kaçımız sayfalardaki oluşumların içinde
sizler değil misiniz beyler hanımefendiler dostlar
görmek istemeyen anlatılanları yaşananları kendinizce...

***

bilir misiniz kimlerdir ülkeyi satan hainler
ve ülke satılırken üstünden zevk alanlar
hain pezevenkler
ve ülkeyi satanlara yardımcı olanlar
zavallı erketeler
ve orta malı olmuş ülkem
alet olan yazık ülkem insanım benim
kendiniz karar verin nasıl adlandırılır bu insanlar bundan daha başka
filim bunu anlatmış özetle anlayana
bilemedik
perde arkasında olanları anlayabilmek için
önce gerek olduğunun fark edilmesinin
gözlerimize çekilen perdelerin önündeki
perdenin
ve
bunlar olup biterken o zamandan bu yana
seyredenler ve umursamayanlar bir yana
farkında olup kabul edenler diğer bir yana
kendini çok akıllı
iyi
inançlı
erdemli
Atatürkçü
yurtsever
dindar
dinci sanan
beyefendiler hanımefendiler
neden şaşırırsınız ki olanlara
sizler değilmisiniz
küresel güçlerin ikiyüz--yıllık dernek ve tarikatlarının üyeleri
çağdaşlık erdemlik akıl bilim ve aynı zamanda
din duyguları istismar edilenler
aynı '' el adamının '' farklı tezgahlarına düşenler
iyi şeyler yaptıklarını sananlar
dinden imandan pay aldıklarını sananlar kananlar
aynı hedefin bilmeden kullanılanları
ham taşını yontanlar-değil -
el adamınca yont-ulanlar
masonlar ve çömezleri roteryanlar lionslar
el adamının kullandığı ve sakladığı
büyük piyonun din istismarına kananlar
sümüklü adamın vaazlarına ağlamalarına kananlar
Fethullahçılar...
veya diğer dini tarikatçılar yani mürit olanlar
sahte hadisler üretip sizi kandıranlara kananlar
iş adamları
daha çok kazanmak için paravan olup satın alanlar ve
ülkenin mallarını el adamına devredenler
nerenize koyacaksınız onca parayı ülkeyi peşkeş çekerken
yabancı malı kullananlar yerli malını desteklemeyenler
dilimizi korumayan birbirlerine '' bay bay( bye bye ) ''diyenler
dinden imandan uzak olanlar
dinden imandan uzak olmadığını söyleyip bağnazlaşan müritler
Çocuklarımıza mezuniyetlerinde kolej kepleri atılırken
mutlulukla bakanlar
aslında 27.Aralık.1949 tarihinde eğitim sistemimizin
el adamına teslim edildiğini bilmeyenler

size ''Bitmeyen Oyun-Türkiye'yi bekleyen Tehlikeler''  Metin Aydoğan kitabından bir bilgi aktarayım

http://www.netkitap.com/kitap-bitmeyen-oyun-turkiyeyi-bekleyen-tehlikeler-metin-aydogan-umay-yayinlari.htm
Bitmeyen Oyun,Metin Aydoğan


'' Türkiye,27 Aralık 1949 tarihinde ABD ile; - ''Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkında Anlaşma '' - adıyla bir bir ikili anlaşma imzaladı.Buna göre bir komisyon kurulacak ve buna göre; - '' Komisyon,dördü T.C. vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere 8 üyeden oluşacaktır.ABD'nin Türkiye'deki diplomatik misyon şefi komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı,komisyon başkanı verecektir.'' (Bitmeyen Oyun,sayfa 44-45 )

***


bu ülkenin çağdaş
Atatürkçü
erdemli
dindar 
her kim ise
hadi gelin hep birlikte düşünelim
hepimiz aklı başında insanlarız
anneyiz babayız büyük anneyiz büyük babayız
el adamının kontrol altına aldığı eğitimimiz ile büyüyen 
birinci ikinci üçüncü nesilleriz
neredeyse çoğumuz dördüncü nesilleri yetiştirmekteyiz.
söyler misiniz lütfen her konuda kılcal damarlarımıza giren
kontrol ve bağımsızlığımızı iğdiş eden el adamı
nesillerin akıl bilim yolunda ve çağdaş bireyler olarak
ve ayrıca dinine diline kültürüne ülkesine aşık ve bağlı
bireyler olarak yetişmesine izin verir  mi...
bizler son nesilleriz bunu düşünen ve sahip çıkabilen
böyle giderse ya sonrası ilerde 
önce kendinize sonra bakın etrafınıza
kaçınız değerlerimizin ve bunu bize teslim eden atalarımızın yolundasınız
ya da el adamının özentisi ve takipçisi olarak 


'' aşağılık duyguları ve özentisi '' zafiyeti ile yaşamaktasınız...


yaşamaktayız... ( TDK )

***
Kids College'larda ana okulu eğitimi alan çocuklarının
Mis-yoner eğitim yapan
Ömür-leri alan çocuklarımızın akıllarını devşiren kurumlarda
Noel şarkılarını söylemesine alkış tutan çağdaş(!) akıllı(!)
eğitime önem veren(!) ülkesini seven(!) ana babalar

el adamının dili ile eğitimin önemli olduğunu sananlar
bunun yanlış yol olduğunun söylenmesine bağnazlık diyenler
eğitimini el adamına bırakanlar ve bunu
uğurlu faydalı aklıcı sanan aydın(!) akıllarlar

yılbaşında yeni yıl kutlaması sanıp çam ağacını kuranlar
bunun bir dini bayram (Christmas) simgesi olduğunu
ve çocuklarımızın güzel şeylermiş gibi din devşirmesine hazırlandığını
fark etmeyenler...
bu yolla bilmeden El adamının dini bayramını kutlayanlar
noel şarkıları ve kutlamaları yapanlar
bunu uyarmanın bağnazlıkla bağdaştırılmasının bir
yanıltma planı olduğunu anlamayanlar
bunun bin yıllık din devşirmesi planının bir
parçası olduğunun farkedilmesi yerine
uyaranlardan sıkılanlar
el adamına çocuklarını gelecek için hazırlayanlar
kendi dini bayramlarımızda ana baba ziyareti yerine
tatile gidenler

el diliyle aşk, el diniyle iman, el değeri ile yurt edinilmez... TDK , 2006


televizyonlarda yemek,para,aşk,evlilik programları

seyredenler
futbol maçlarında bas bas bağıran ama
memleket satılırken ruhu duymayanlar
beyaz gecelere mabetlere el adamının toplantılarına gidenler
masonlar
veya yobaz ayinlere koşturarak gidenler
Fethullahçılar ve diğer yobaz tarikatçılar

Dumlupınar'a ve Çanakkale'ye gitmeyenler
dedelerinin şehit olduğu yerleri merak etmeyenler
dedelerimizin şehit olarak durdurdukları el adamının oluşumlarında
devşirilenler
Gazi diye diye onu ve Cumhuriyetini yok etmek isteyenlere
hizmet verenler
ve Gazi rozetini yakalarına,resmini duvarlarına
takanlar asanlar
bayramlarda evine iş yerine bayrak asma duygusundan
yoksun olanlar
el adamının en büyük tuzağı olan Avrupa Birliğine-AB- girelim
çağdaşla-şalım güzelleşelim diyenler
batıdan
batı hayranlığından
batının sistem ve oluşumlarından medet umanlar
keyif alanlar umutlananlar mevki ve para bulanlar
ve bütün bunlara globalleşme kardeşlik küreselleşme
dinler arası diyalog diyenler dedirttirilenler
ham bir tarafı yonttuklarını sananlar aslında yont-ulanlar
masonlar
dinimizi kullanıp akılları bağnazlaştırılanlar 
yobazlar
inler arası bir savaş çıkartmak için adım adım ilerleyenleri
Fethullahçıları
fark etmeyenler...
yani
bizler
sizler
hepimiz
bu ülkenin insanları
sizlere ne demeli bilmem ama bunca aymazlıktan sonra
söyler misiniz sizlerde mi olacaktı milli onur,inanç,iman ve değerler
ne diye şaşırırız ki şaşırırsınız ki olanlara
veya şaşırırız hepimiz 
YOK OLUŞUMUZA...

fareler bile fark edermiş olayları olanları
bir kaç deneyden sonra
ben demedim inanın deney yapan bilim adamlarıdır diyen
siz kaç deneme ve deney sonra anlarsınız acaba yok oluşunuzu
fareler kadar bile olamayan 

insanlar 
akşamları mutlu bireyler olarak giderken evlerimize

***

''AŞAĞILIK DUYGULARI...''

Bakın ne yazmış bilge yazar Sever Tanilli  Uygarlık Tarihi kitabı 14.sayfasında ne demiş okuyalım.
http://www.idefix.com/kitap/uygarlik-tarihi-server-tanilli/tanim.asp?sid=YLG6RIKA5T1TL35BJAUH


aynen aktarıyorum size,yorumsuz...

''Batıcılık, geri kalmış toplumlardaki aydınların, kendi toplumlarının geriliği karşısında,
ilerlemiş toplumlara bakarak 
aşağılık duygularını hafifletmek için yapıştıkları bir hayal,
bir toplumsal sakatlığın aydınlar arasında 
nükseden bir belirtisidir...''

hani biri diğerine mahalle baskısı der ya,
öbürüde sosyal faaliyet özrüdür bir yerde
hepsi sonunda bilmez ki aynı yolun farklı yolcuları ve piyonları
el adamının tezgahında
dergahında
toplantısı ve mabedinde
ve milli onurdan değerden git gide uzak
devşirilen
akılları vaftiz edilen
dinden imandan uzaklaşan
bağnazlaşan

elbet
bulur aklı olan eni sonu yanlışı doğruyu
nasılsa bir günün sonu
simgesidir kelimeler aldan anında aldat anında
zayıf olanında kor kanında ay mazında
derki satırlar anlayana

anlamadınız hiç beyhude idi
gazi rozeti takarken
el adamının düzeninden ödülünden medet
'' Ummak ''

anlamadınız
el adamının uzattığı ve bir gün kırılacak her sahte dala
'' Tüner ''-ken tutunmak
http://tdkalemoglu.blogspot.com.tr/2011/07/dort-temmuzonurumuzun-igfal-edildigi.html

fark edemediniz aymazlığınızdan birilerinin
dedelerinin
Ararat’ın
vadedilmiş toprakların hayallerini kuranların hedeflerinin
'' Yılmaz '' bekçilerine kanmanın ne demek olduğunu

'' Zıp '' -zıp zıplarken mutlulukla el adamının kurduğu
tezgâhlarının önünde
aslına bakarsanız keyif ve zayıflığınızın aczi ile
göremediniz ne demektir
el adamının planlarının ve oyunlarının piyonu olmak
'' Sağdıç ''-ı olmak hedeflerinin yolunda

kim bilir kaç olay öğretmeliydi size görmek isteseydiniz eğer
ve kaç kişi yazdı (***)
anlatmaya çalıştı (***)
yazılarda (***)
kitaplarda (***)
'' Bildir '' -mek için yırtındı durdu ülkenin dünyanın derdini 
ve içine düştüğü tuzağı

ama siz tercih ettiniz hizmet etmeyi
ve el adamının adamı olmayı
insan olmanın verdiği zaafiyetin-izle
mahalle baskısı ve mürit olma kişiliksizliğin-izle
tarihimizden atalarımızdan uzak kalmanın ülkemizde
bedelinin ödendiği bu günlerde
ve mutlaka ödeneceği önümüzdeki günlerde
'' Altay ''-lardan gelen tarihimizin kıymetini bileceğinize
birer ikişer yardım ettiniz
ve halen de etmektesiniz el adamına ve onun yoluna
el verdiniz haine bilerek veya bilmeyerek
'' Can ''-mı dayanır buna ve ülke

Sakarya’dan Meriç’ten
'' Kızılırmak ''-dan akan ülkem suyu ile yıkanmak yerine
kandınız el adamının tarihine inancına yazdığına
suyuna
ateşine
toprağına
masonik simgelerine
parasına
oyununa
el adamının değerlerine ve neler ise onlara
şehit kanıyla oluşan al bayraktaki
'' Yıldız '' ve ay dururken
kapıldınız el adamının ulusumuz için beş para etmez
rozetine
bezine önlüğüne
madalyasına
sistemine
inancına
hurafesine

'' Hüsnü ''-hal ile otursan bile milletin çatısında kendince
en iyi niyetle ve
'' Onur ''  ile birlikte
değişmez en büyük oyunun parçası olduğun geçeği
Gazi'nin neferleri
aydınları
ve tuzağı fark edenleri

'' Tunç '' gibi yürekler erirken ve canlarını feda ederken
ülkeye ve yoluna
'' Bir ''-birilerini
'' Çevik '' hareketlerle aldattı peygamber ocağında
bir-diğerleriyle el adamıyla
'' Koç '' gibi beyinler özenirken aristokratlığa gizeme

değişmez el adamının oyununun içinde olmanın gerçeği
onursuzluğu
değiştirmez mevkini, rütben, şirketin ve kıyafetin
düştüğün durumu
yaşadığın çaresizliği
düşündünüz ki hepsi güzel giyinen ve konuşanlar
onurlu idi
yurtsever idi
inançlı idi
dindar idi
erdemli idi
'' Nezih-i '' - idi 

oysa güzel esvaplar içinde ağzı laf yapan-lar-nın bir çoğu
o mekanda kaybettikleriyle ve fark etmedikleriyle
adam değildi...

***

Bakın düşünen ve yazan akıl(lar) ne demiş bazı Küresel güçlerin ve din odaklarının kontrolündeki tarikat, dernekler, kulüpler ve bunlara katılan akıllı(!), inançlı(!) bireyler hakkında...

Dinleyelim;

Talat Turhan... http://vimeo.com/2609649 (MENSUBİYET DUYGUSU İLE... )


'' Lider kadro Kapitalizme ve Siyonizme hizmet eder.Ama onun dışında olan büyük çoğunluk işin farkında bile değildir...İyi duygular ile ülkeme hizmet ediyorum diye bu tip kulüplere üye olurlar ve ... ''  devam eder.

Başka bir düşüneni dinleyelim;

Ersal Yavi... http://vimeo.com/12362043 ( AİDİYET SORUNU OLAN İNSANLAR... )


'' Kendi başına ayakta duramayan kişilerin bir demet halinde bir araya gelerek ayakta durabildikleri bir biraderlik sistemidir.Aidiyet sorunu olan insanlar bir araya geliyorlar... ''  devam eder.

Bu ülkenin bunca akıllı ve iyi niyetli bireylerine bu yazılan ve söylenenleri dikkate almaların ve bir değil bir çok kere düşünmelerini öneririm...(TDK)

***
evet
belki olursunuz görüntünüz ve benliğinizle birilerinin
bir numaralı adamı
ama bu ülkenin değil olursunuz el adamının kullanılanı ve adamı
sonunda kapıldınız
inançlı yurtsever gibi görünen her önünüze gelene
duvarlara Gazi resimlerini asan takkiyeci Atatürkçü sahtecilere
her Allah diyene namaza durana din sömürüsü yapanlara

akşam mutlu bireyler olarak evlerinize giderken

NE YANİ...

bakın,
düşünen akıl Ersal Yavi ne yazmış '' PARAİZM '' kitabında
Sayfa 72.
http://kitap.antoloji.com/paraizm-kitabi/


'' sonuçta '' tek tip insan yaratma '' yı (kendini çok akıllı sananlara.TDK)
amaçlayan,hümanizma adına hümanizma ile çelişen tehditkar tavırlı erişilmez yüksek teknolojiye ve silah gücüne sahip gizli-açık ( kendilerini legal derneklerde sananlara.TDK oluşumlar veya bu amaç için faaliyet gösteren kurum veya kuruluşlar ... ''
diye devam etmiş yazar...

Yazar ''PARAİZM'' kitabını açıklarken ne demiş dinleyelim.
http://vimeo.com/12356356

ERSAL YAVİ, Paraizm kitabı hakkında konuşması,27.Aralık.2010Satırlarca sayfalarca yazmış bilgilenesiniz diye yazar

kitaplarında...
http://kitap.antoloji.com/kisi.asp?CAS=122176
(Ersal Yavi kitapları )


***

ne yani

ahmak mıydı el adamı
gösterecekti sahte yüzünü onca akıllı(!) bireylere
ve
emellerini sunacaktı size devşirilmenize gönüllü izin verirken
Yeni-den kurmak istediği
Dünya Düzeni için kandırırken ve sizi kullanırken

ne yani
aslında siz benim için beş para etmezlersiniz
size adam muamelesi yaparken
hanımefendi ve beyefendi derken
hedeflerim için sizleri kullanıyordum mu diyecekti

hiç mi filim izlemediniz kardeşim siz hayatınızda
ve okumadınız kitap
herkese ''Paranoyak'' derken sordun mu kendine kendine hiç
ne demektir ''Şizofren''olmak
bir tek kendine değil ki zararın bireysel seçimim desen
elden giden ülken
söyleyin hangi sinsi planları yapan söylerdi
pembe panjurlu ev masalları anlatırken kasabalı kıza
seni becereceğim pazarlayacağım diye
saf tuttururken esas duruşta hepinizi her konumdaki insanımı 
masonik mabette...
yazık
ülkem
insanımı

tezgahında

taktıkları takılar
verdikleri payeler ile
gelinlik kızlar gibi kırıtıp durdunuz birbirinize farkında bile olmadan
hepiniz gözümün önünden geçmekte siniz şu an
mutlu oldunuz
pek bir matahmış gibi masalara koydunuz
duvarlara astınız verdiklerini
el adamı yozlaştırırken devşirirken
ulus değerlerimizi
dinimizi
eğitimimizi
insanımızı
geleceğimizi
sizi
pek de akıllısınızdır ya hep yaparsınız doğruyu
nerelerden bulursunuz anlamam ki
kendi kendinize sonra birbirlerinize söylediğiniz 
tatmin edeci bunca sözü
aferin pek güzel belletmiş el adamı zihninize
Gazi diye
inanç diye
ülke diye
çırpınırken bile yürekten başlangıçta hepiniz
gün gelir ki öyle bir devşirilmiş sinizdir ki kendiniz bile şaşarsınız
konuşmaya başlayınca
Gazi'nin aleyhine
dininizin aleyhine
ülkeniz aleyhine

ve ortak yönlerinizin benzerliklerin-izin olduğunu anlayınca
salya sümük vaaz verenin tarikatıyla
Fetullahçı ile...
bir gün kiminiz bulursunuz kendinizi piramidin içinde
akıl erdem tolerans derken
bir diğeriniz bulur kendini çömelirken karşısında
en dindarım diyenin dizinin dibinde
iman ederken
oysa bir anlasanız el oğlu nabza şerbet veriyor hepinizin aklına göre
onun derdi
ulus devlet
Cumhuriyet
Gazi
yıkılsın ister

her birinizin yaptıkları beyhude yardım ediyorken
o da bunu ister
aklınız bile almaz nasıl oldu bu iş diye akıllar bir gün gelir başa
çok su dökülmüş olsa da el adamının değirmenine zamanında
kalem başlar yazmaya geç kalınsa da
''Çılgın Türkler'' diye...

kimi bazıları sanatıyla 
'' Yaşamdan Dakikalar '' da
'' Akın '' akın dökülse de yollara
anlatsa satırları kitapların dan
sözcükler ile sahnelerinden
kız kulesinden
camiler den
akıl dan
bilim den
yürek den
aydın kişi düşünür mü ne demektir olmak acaba
el adamının tezgahında

kimi bazıları sanatıyla
duruşları dik tavırları Metin (Akpınar) yapar mücadelesini
vatan için '' Döngel Karhanesi '' filiminde
bilir ki
yamanmak gerekmez el adamına erdemleşmek için
girmeden el adamının tezgahının içine sinemada tiyatroda
aktör o
sanatçı o
yazar o
aydın o
ama
'' Zeki '' olan akıllı olan en yakınlardaki dostlar bile
keferenin tezgahının içinde

umurunda mı
sen
siz
biz
hepimiz
ülkemiz keferenin
onlar hedefleri için çalışırken kendi değerlerinin
fark etmeyenler devam ederler pek bir hevesle yoluna
bazı fark edenler ise sessiz sedasız ürkekçe korkakça çekilir köşesine
yılların kullanılmışlığının
utancıyla
acizliğiyle
ne yani açık mı edecekti el oğlu planlarını size
yolunda her biriniz gönüllü yürürken
pembe panjurlu evlere kanan kasabalı kız gibi hevesle
uyandıracaktı sizi

akşam mutlu bireyler olarak evlerinize giderken

UYAN DİYEN KALEMLER...(***)

kaç kalem var
kaç satır ve sayfa yazmıştır bu güne kadar
oku denildiğinde kızan
sıkılan ve umursamayan kaç akıldır etrafta bilinmez.

bakın ne yazmış usanmadan yazan
ömrünü buna adayan Talat Turhan... 
www.talatturhan.com )

'' Birincisi, her devlette olduğu gibi legal görünümlü örgütler; ikincisi, gizli faaliyet
yürütmesine karşın yine legal görünmeye dikkat eden örgütlenmeler; üçüncüsü de tamamen
gizli olan yapılanmalardır.''


http://www.talatturhan.com/1-kitap-kuresellesmenin%20sifresi.htm
Küreselleşmenin şifresi ,Talat Turhan


ve satırlar,sayfalar,kitaplar yazmış kalem
derin devleti tanımlamış
küresel çeteleri anlatmış
ve onlara yardımcı olan ve hizmet verenleri
hepimiz
akşamları evlerimize mutlu bireyler olarak giderken...

http://www.talatturhan.com/kitaplarim.htm
Kitaplarım , Talat Turhan


Seyredelim bakalım...

http://video.google.com/videoplay?docid=-8518219418839636481#
Talat Turhan TV programı,Merdan Yanardağ.Kontrgerilla,

Derin Devlet,Gizli Nato örgütlenmesi,Küresel gizli güçler...

***

kimileri
kendi temiz inanç ve dini ile yoğrulacağınıza
salya sümük ağlayan
el adamının yarattığı ve sakladığı adam
Fetullah...

http://www.gulyarasi.com/videos/1128/nurettin-veren:-fethullah--gulen--sistemi-1.html
Nurettin Veren ve Fettullah Gülen TV Programı


ve maşalarının oyunuyla onca mürit olan
ve başka din istismarı tarikatların ve
adamların peşinde olan
temiz inançlar ve duyguları sömürülen
ve değerlerini yitirirken bağnazlaşan yazık ülkem insanım
inançlı saydılar bir dolu yalancıyı
kandılar
sakalına
takke sine
sahte gülüşüne

PARANIN VE PARA GÜCÜ OLANIN ZAVALLI KÖLELERİ...

hele ticaret yapıyorum
serbest piyasa bu diyenlere
onları denetleyen veya yönetenlere
hiç sözüm yok size
ülkeyi pazarlarken peşkeş çekerken
ve kendi kazandığının kat be kat mislini
el adamına ülkeyi peşkeş çekenlere
ne demeli
el oğlanca boynuna tasma burnuna halka takılıp kullanılanlara
bilmezler ki el adamının elindeki ipin uzunluğu kadardır
özgürlüğü
halkanın çekileceği yöndür
dönebileceği
oysa anlayabilseydiniz eğer
altın tozu değil tuzdur çorbaya konulan
ağız tadı ve huzur ile yenilen
olunmuyor adam ülke sevgisi sadakati ve birey onuru olmadan
el adamına hizmet edip menfaatleri için çalışanlar
hanımefendiler(!)
beyefendiler(!)
akşam mutlu bireyler olarak evlerine gidenler

***

AB-AVRUPA BİRLİĞİ YALANI, Yeni Dünya Düzeni MASALI...
'' ÜLKEYİ BEŞ PEZEVENK YÖNETTİ!''

size '' Avrupa Birliği-Tabuta Çakılan Son Çivi '' ,
Yılmaz Dikbaş kitabından bir alıntı aktaracağım.
Sayfa 240, 
http://www.kalinka.com.tr/Files/Image/tabut_b.jpg 

Mart 2005, Yunanistan Başbakanı Konstantin Karamanlis,

halkına şu sarsıcı açıklamayı yapıyordu:

'' Ülke gerçekten,beş pezevenk(davatzides)tarafından yönetilmiştir!''
Costas's Cruse',The Economist,Mart 19,2010

düşünen akıl anlatmış TV lerde düşünesiniz diye,
dinleyin lütfen.
http://www.kalinka.com.tr/default.asp?islem=sayfa&id=265
Yılmaz Dikbaş,TV programı,AB ve Avrupa Konseyi,13.02.2010

http://www.kalinka.com.tr/default.asp?islem=sayfa&id=267
Yılmaz Dikbaş,TV programı,AB hibeleri,2010

Ersal Yavi, '' AVRUPA BİRLİĞİNİN ÖNLENEMEYEN DÜŞÜŞÜ''
http://kitap.antoloji.com/avrupa-birliginin-onlenemeyen-dususu-turkiye-de-ustu-ortulmek-i-kitabi/
kitabında belgeler ile açıklamış.


dinleyin lütfen.

http://vimeo.com/12358542

( Araştırmacı Yazarlar ERSAL YAVİ-Necla Yazıcıoğlu Yavi (2) ile -AVRUPA BİRLİĞİNİN ÖNLENEMEYEN DÜŞÜŞÜ- Kitabı hakkında açıklaması...TDK,27.Mart.2010 )

bakın kitabında nasıl tanımlamış AB ' yi yazar...

'' Hak,hukuk,uygarlık,temel şart,doruk kararları derken;neo emperyalizmi sömürgeci küreselcilikle özleştirilen bu oportünist liderler,yüksek iç maliyetler nedeniyle bölgesel yatırımları AB dışındakiçağdaş köle toplumlara yönlendirilerek, ÖNCE ÜYE VE ADAY ÜLKELERİ,SONRA DA KOZMOPOLİT VE DEPOLİZİTE ETTİKLERİ KENDİ HALKLARINI ALDATTILAR. USA patentli '' Hire and fire (işe al ve at) modasıyla işsizlik,umutsuzluk ve yolsuzluk kol gezerken,400.000 bilim adamı AB yi terk etti. )

***

değil miydik hep beraber izin veren onca olanlara
o zaman bu şaşkınlık niye
yıllar yılı anlatmaya çalışanlar katledilirken
ve sizler onları katlederken
ve bizler evimizde pek de güzel otururken
çok akıllı
erdemli
dindar
dinci
Atatürkçü
çağdaş aileler insanlar yönetenler yönetilenler bireyler
mutlu ve huzurlu değil miydik yaptıklarımızla ve yapmadıklarımızla
hepimiz bu filmi seyrederken
bu satırlar
yaşananların bir boyutunun kısmen özeti ve anlatımı
''satırların yazanı'' tarafından
sizler halen
akşam mutlu bireyler olarak evlerinize giderken


EŞEK ARISI (Hymenoepimecis ) VE ZAVALLI ÖRÜMCEK...

siz bilir misiniz gerçek doğa olayını
eşek arısı ile örümcek arasında yaşananı
eşek arısı örümceği sokar larvalarını karnına boşaltır mış
kendinden geçen zavallı örümcek bunun farkında olmazmış
örümcek kendine ağ yaptığını sanır mutlu bir hayat sürermiş
oysa yaptığı ağlar karnındaki larvalara koza olurmuş
gel zaman git zaman larvalar gelişip örümceği terk ederlermiş
bu terk edişle tükenen örümcek içi boş bir şekilde ölürmüş...

ya
işte böyleymiş benim zavallı
el adamının kucağında iyi şeyler yaptığını
iyi insan olduğunu sanan akıllı(!)erdemli(!)dindar(!) her ne ise
ülkem insanlarım...

NEDİR BU FİLMİN SONU...

bu gün ülkece yaşadıklarımızın

seyrettiğimiz filmlerin sonu mu
konusu ve sebebi belli
el adamına pezevenk ve erkete olmak
ödeniyor metres olmanın bedeli yıllardan bu yana
korkarım daha çok bedel ödenecek besbelli
anlaşılsaydı eğer filmin başı sizler bizler tarafından
anlaşılsaydı
iyi(!)
akıllı(!)
erdemli(!)
inançlı(!)
Atatürkçü(!)
dinci(!)
dindar(!)
bunca insan tarafından
düşülmezdi el adamının binlerce oyunlarının içine bu gün
yaşadığımız hep birlikte olan
beyefendiler(!)
hanımefendiler(!)
bilinmez hangi bin bir oyun ve düzen içindekiler
anlasaydınız eğer
Gazi'yi
değerlerimizi
inancımızı
dinimizi
Gazi’den önce ve sonra bu ülkeye ve bize olanları
ve olsa idi birazcık daha fazla akıl olandan gayri
taşırdık bizde yanımızda
''Che'' 'nin yakalandığında çantasında bulunan üç kitaptan ikisi olanb
biri Gazi'nin '' NUTUK'''u
bir diğeri Nazım Hikmet'in kitabı
ve ayrıca inançla ayırmazdık yanımızdan
''Kutsal kitabımızı'' 
''Bayrağımızı''

bakma öyle pek bilmişcesine çok akıllıymışsın gibi suratıma
seni aklını bozarken söylemiyor seni devşiren el adamı
ama kendi değerlerine sarılıyor sımsıkı
ister anla ister anlama...

söyleyin bana
hizmet ederek el adamına ve el vererek sistemine
onurlu
yurtsever
dindar
dinci
erdemli
Atatürkçü
bir birey rolünü oynamak
değil midir metresiyken el adamının
namuslu rolü oynamak

başkalarının değer ve akılları ile yönlendirilenlerin
ulus değer ve inançları zayıf olanların
onuru
onursuzluğu
kişiliği
kişiliksizliği
ya kendileri kadardır
ya kendileri gibi olanlar kadar
ya da el adamının izni kadardır... TDK


biraz daha içgüdünüzü kullanıp akıl yor-saydınız eğer
aramazdınız el adamının değerlerinde değer
kullana-bilseydiniz içinizdeki bir nebzecik akıl ve onuru
fark edebilseydiniz her insanda olan aczi zayıflığı ve sorunu
düştükten sonra el adamının sahte gülüşlü
yalan dol duruşlu her türlü oluşumunun içine
kanmazdınız kandırmazdınız önce
kendi kendinizi
sonra birbirlerinizi
körler sağırlar birbirlerini ağırlar misali
otellerde
dergah larda
tekke lerde
ayin lerde
mabet lerde
yemek lerde
tören lerde
dernek lerde
devlet törenlerinde
kapalı kapılar ardında
Gazi’den bu yana adını kullanarak sahte küreselcilerin
veya iman ettiğinizi sanarak Allah yolunda sahte
din bezirganlarının peşinde gitmezdiniz
akşamları mutlu bireyler olarak evlerinize

***

ÜLKENİN HALİ VE NE YAPILMALI

ne mi yapacaksınız şimdi
söyleyeyim
hangi konum ve oluşum içindeysen
ve hangi durum şer ve ahval içindeysen
el adamına hizmet edenlerden ve etmekten uzak duracaksın
bırak geri dönüşü olamayanların
korumaya çalışırken düştükleri durumlarını kendi çaresizliklerinde
terket izlemeyi devşirilenler-in beyhude zavallı sessizliklerinde
ve aciz canhıraş çırpınışlarında kendi hallerinde
unutma ne yazık ki hesap gene de soruluyor
yeri gelince...
bu ülke geçmişte de olmadı bu günde olmaz satılmışların adamı
bunu ''El adamı'' da biliyor kullandıkları da
zaten bunun telaşı ve hesabı içindeler lakin yapacakları bir şey yok
macun mu tüpten çıkmış cin mi şişeden
ben bilemem
ama ortaya çıkan ile artık geri dönüş yok
iyi niyet
kötü niyet
aldanmışlığın
kanmışlığın
satılmışlığın
bedelini bu ülke hep beraber nasıl olsa ödeyecek
bu pislik birlikte temizlenecek
görünen o ki
ve kabul edelim yazık ki
hepimiz Gazi'nin teslim ettiği namusu ülkeyi koruyamayan
orta malı olmuş bir ülkenin
çocuklarıyız artık

sen nereden başlayacaksan ona kendin karar ver ama
bir tavsiye
kafanı kumdan çıkar hazır ol savaşmaya
el adamıyla
hizmet edenleriyle
zira zaten savaş da var savaşanlar da bu ülkede
nasılsa gün geldiğinde herkes muhtaç olacak
aldanan larda
aymaz larda
uyuyan larda
korkan larda
birbirlerine
önce Gazi’nin ‘’Söylev’’ inin ilk sayfasını ve ilk cümlesini karar ver
okumaya
anlamaya
oku bakalım ve anla nasıl anlatmış nasıl başlamış nasıl bitirmiş
bir önceki oynanan oyunun senaryosunu

o gün neymiş günlerden

‘’1919 yılı Mayısının 19.günü…’’
bu gün ve her gün hangi gün artık
‘’2010 yılının ve her yılın kritik ilk günü…’’


bir daha söyleyeyim size
bazı bireyler ve ülkeler kendi öz değerleri ve usları ile inanırlar
bazı bireyler ve ülkeler başkalarının öz değerleri ve inançları ile
uslandırılırlar....
birinci gurup güçlü akıllı ve onurludurlar yönetir ve kullanırlar...
İkinci gurup güçlü akıllı olduklarını sanır ve onursuzdurlar yönetilir ve kullanılırlar...
birinci gurubun gücü desteği ile yaşarlar zavallıdırlar...

seni hayvandan farklı kılan düşünmendir
seni bir başkasından farklı kılan düşüncendir

değerin ise kendi milli özüne verdiğin kıymet kadardır
yaşanılanların hepsi bir oyun
hep
akıllılar ve güçlüler kullanır bir diğerini
farkın ve yerin düşüncen kadardır
oyunda alırsın hak ettiğin yerini
Anadolu da bir söz vardır
‘’ El gücü ile gerdeğe girilmez ‘’
bir kez giril dimi de altından da kalkılamaz
hiç anlamış mısındır acaba
Gazi kabul etmedi el adamına hizmet etmeyi
ama yazık ki
teslim etti ahmaklara korkaklara hainlere soysuzlara umursamazlar-a
''devrim'' lerini ve ülkeyi
ve gitmedi sizler gibi
akşamları mutlu bir birey olarak evine

ama bu ülkeyi
el adamının hizmetkarı olmayı reddeden onurlu insanlar kurtaracaktır
belki de dünyayı bile
bu bir pis oyun ve savaş
kazananı ve barışı olmayan
hele sonu hiç olmayan
bakalım isterseniz ülkelerin tarihlerine aklımızın erdiğince
olanlara
olacaklara
birlik olmaktan uzaklaşan kalmış mıdır ayakta
ve

ne kül olmuştur ateş yanmadan...
ne denizler durulmuştur dalgalanmadan...

o yüzden

ya saflar sıklaştırılacak
ibadetteki gibi camide 

cephedeki gibi savaşta
ya da yok olunacak diğerleri gibi cihanda
ya pezevenk erkete olunacak el adamına
düşülecek ele ayağa

ya dik durulacak milli değerler güçler akıl ve
iman ile
ya da eniği olunacak el adamının eşiğinde
minnet ile

bir gün düşersin ayaklara rezil olursun
ele güne
eğer kul-uysan kapısında el adamının
bir sebep ile

ya akıllar gelecek başa
ya kuzgunlar konacak leşe


Saygılarımla
Tuncay D.Kalemoglu
Mart 2010

----------------------------------------------------------------------------

(***)
Kaynak Kitaplar:

''Çalıkuşu'' Reşat Nuri Güntekin(Ülkeme ve ülkem insanıma ait olanı anlattığı için).''Kutsal İsyan'' Hasan İzzettin Dinamo(Milli Kurtuluş Savaşımızı anlattığı ve öğrettiği için).''Suyu Arayan Adam'' Şevket Süreyya Aydemir(Bireyin yaşamdaki gelişimini,gücünü ve inanç ve ulus değerlerini tanımladığı için).''Derin Devlet,Küresel Çete,Kontrgerilla Düzeni'' Talat Turhan(Kırk yıldan beri tek başına ve karşılıksız,dünyaya ve ülkemize yayılan ve Cumhuriyet'i ve Gazi'yi yok etmek isteyen oluşumları,hainleri anlatmaya çalıştığı için).''İblisin Kıblesi'' Cengiz Özakıncı(El adamını ve yaptıklarını tariflediği için).''Bitmeyen Oyun'' Metin Aydoğan.(Yaşlı adamı(!)(http://www.ucnokta.com/modules.php?name=Encyclopedia&op=content&tid=4078 ) kızdırıp,duygularının ortaya çıkmasını sağladığı,kitaba''b.ktan'' dedirttiği ve beni aymazlıktan kurtardığı için...).''Sivil Örümceğin Ağında,Ulus Dağına Düşen Ateş,58 Gün''kitapları,Mustafa Yıldırım.Ulus bilincini,onurunu,Gazi'yi anlattığı ve onları yıkmak isteyen oluşumları,aldananları,aldatanları belgelediği için).''Uygarlık Tarihi'' Server Tanilli(Akıl,bilim,felsefe ve tarih konusunda akılcı bilgilendirmeleri için).''Avrupa Birliği-Tabuta Çakılan Son Çivi,Gaflet Dalalet Hıyanet,Efendi Teröristler'' Yılmaz Dikbaş(Kandırılmışlığı,ihaneti,ülkemizin ve dünyanın içine düştüğü durumu anlattığı için).''Paraizm-AB'nin Önlenemeyen Düşüşü''Ersal Yavi-Necla Yazıcıoğlu Yavi (Dünyadaki olanları akıl yolu ile tanımladıkları,eladamının hedeflerini ve kullandıklarını tariflediği için).

***

Yukarıdaki yazımı;


Bu güne kadar ve bugün;

1940 'ardan beri yanlış anlaşmalar, kararlar ve yönetimler ile ülkem ve ülkem insanımı bu günkü duruma getirenlere...
Halen getirmeye devam edenlere...
Bütün olan bitenler karsısında duyarsız kalıp, değerlerimiz ve menfaatlerimize sahip çıkmayan, başkalarının menfaat ve değerlerine enerjilerini ve güçlerini adayanlara SUNUYORUM...

Ve bu ülke için mücadele etmiş, çalışmış, hayatlarını kaybetmiş tüm geçmişteki insanlara...

Bu gün halen olanlar için üzülen, düşünen, düşündüren ve mücadele edenlere...
Menfaatlerini ülke menfaatlerinin önünde tutanlara...
Gazi Mustafa Kemal Atatürk' ün neferlerine...
Ve emekli subay babam Bekir Kalemoğlu' na İTHAF EDİYORUM...

Tuncay D. Kalemoğlu

[19.Aralık.2005]
Vizyondaki Film; Kar-hane. . .