26 Aralık 2014 Cuma

KUBİLAY' ın KATLİ...Kör Bıçak, Kör Zihniyet, Kör Akıl, Kör Yürek...

çocuk bilge dedesine sormuş
kavga eden biri kara diğeri beyaz iki köpeği göstererek
'' dede, hangisi kazanacak?'' diye
dede cevap vermiş
'' hangisini doyurur-SAM o kazanacak...''
ve devam etmiş ardından

'' ama evlat, sonunda hiçbirisi değil, iyi olan kazanacak...'' diye...

***
kör bıçak
zor kesen bıçak, can yakar...
Kubilay' ın başını gövdesinden ayıran...
o size şeriat...
o bize sakat...
Cumhuriyet' in bağrına ve sırtına saplanan...

kör bıçak...

kör zihniyet
kandıran ve aldatan kafa, Allah adını kullanarak...
takkiyeci yobaz...
gerçek ve doğru olan Allah yolunda, olmayan...
binlerce sahte hadis uyduran ve sahte hadise uyan...
bağnaz...
biat eden sığ kafa...
akıl, bilim ve adaletten yoksun olan...
mehdi, şeyh, şıh...
ve peşlerine takılan mürit...
el adamının sevdiği ve kullandığı, Kubilay' ı katleden kafa...

kör zihniyet...

kör akıl
olanı biteni anlamayan
binlerce uydurulmuş sahte hadisi
sorgulayamayan
peşine takılan...
el adamının yarattığı ve bizi bozmak istediği tuzaklar ile
aldatılmışlığı anlamayan, görmeyen akıl...
dün vaha-bilik
bu gün fettullah-çılık
ve yarın bir diğerinin peşine giden, gidecek olan...
Allah ve Kuran yolunda ki İslamı
bozmak isteyen vatikan' ın, petrolün yoluna
bin yıllık planı...
ve bunları anlamayan, hainlerin peşinden giden
zavallılar...
Gazi' nin ve Cumhuriyet' in kıymetini bilmeyen...
Gazi' nin ve Cumhuriyet' in düşmanlarının peşine takılan...
ah-maz' lar...(*)

kör akıl...

kör yürek
menemen...
size domatesli yumurta...
bize Kubilay' ın katledildiği kasaba...
size yemek...
bize yanık yürek...
biz
anlayan, hisseden, üzülen, hırslanan...
siz
anlamayan, hissetmeyen, üzülmeyen...

kör yürek...

oysa
Cumhuriyet' in bağrı yanık...
bu gün uyanan ve onu sahiplenen çok...
yeniden kurulacak olan Atatürk Cumhuriyet' inin kör olmayanları...
artık çok...

göreceksiniz
üç yıldır derim konduramazsınız inanmazsınız...
intihar edecek...
intihar edecek-sin-iz...
hainliklerin-izin ağır bedelini kaldıramayacak
çaldıklarınızı yiyemeyecek, dışkılayamayacak-sınız...

yattığınız yerin ziyaretçisi bile olmayacak...
pek azınız kaçabilecek...
pek çoğunuz ortalıklarda kalacaksınız...
yargılanacaksınız...
sizi besleyen sahipleriniz bile vuracak tekmeyi gerinize...
bundan kaçsanız bile
kör olmayanların adaletinden
ilahi adaletten kaçamayacaksınız...

o gün tek bir Kubilay vardı dedelerinizin karşısında...
sizin taşıdığınız gibi
atalarınızın da taşıdığı
yobaz kafanızın...
kör zihniyetinizin
ve kör bıçağınızın kestiği
Gazi' nin askerinin dik başı...

kör olasıcalar...

bu gün kaç Kubilay var
bi-le-me-ye-cek-si-niz...
ve var olacak sonunuzu getirecek...
sayam-ayacaksınız...
peşinizden gelen zavallılar bile
gücü ve zoru görünce sizi terk edecek
yalnız kalacaksınız...
eskiden olduğu gibi dönmüş rolü yapacak...
sak-la-na-cak-sı-nız...
sonunuz değişmeyecek, bulunacaksınız...
yok olacaksınız...

ne beyaz olanınız kazanacak...
ne kara olanınız kazanacak...
siz beslenenler değil...
sizi besleyenler değil...
iyi olan kazanacak...
siz kaybedecek olanlarsınız...

siz...
kör bıçaklar, kör zihniyetler, kör akıllar, kör yürekler...

***
Tuncay D. Kalemoğlu
23.Aralık.2014
Antalya
www.tdkalemoglu.blogspot.com

***
(*) ahmak + aymaz

21 Aralık 2014 Pazar

balık tutmak, son ve son mekan...

nereden bakıldığına bağlı
sonunda mekan aynı...
balıkta aynı
denizde aynı
insanda aynı
insan ve kederi...
insan ve kaderi...
aynı bir bakıma son...
ve belli herkesin son yeri...
önemli olan
içinde bulunduğun ortam değil
önemli olan
içinde bulunduğun ruh hali...

baktım şöyle Beykoz koyuna bu gün pencereden
kalabalık
her yer olta atanlarla dolu
demek istediğim ise
balık tutmak gibi sanki
içinde bulunduğun ruh hali...

kimi küçük bir lastik botta
kimi salaş bir kayıkta
kimisi lüks bir yatta
balık tutmakta
bir diğeri ekmek parası için bağrışanlar ile dolu
taka içinde ağlarını atmakta
taka içinde ağlarını toplamakta...
kim bilir
belki de taka içinde ağlamakta...
keder gibi...
kader gibi...

ama insan ve kaderi aynı bir bakıma sonunda...

balık da aynı
deniz de aynı
insan da aynı
asıl olan 
tadın alınmasında... 
tutulan balıkta...
tutulmasında...
tadında... 

değerinde tutulan balığın...
diğer-ide yaşanmışlığın...

değişmeyen ihtiyacın giderilmesinde
aynı mekanda...
değişmeyen ihtiyacın yaşanılması
farklı ruh halinde...
değişmeyen imamın pamuğu tıkamasın da sonunda
aynı yere...
değişmeyen öylece kalınmakta beş metre bez içinde
aynı bedenle...
değiştirilemeyen yatılmakta iki metrelik hep o mekanda
aynı mekanda...
aynı hitapla...
er kişi diye...
hatun kişi diye...
aynı gizemle...


ya sonrası
sonrası, geride kalan yaşanmışlık da... 
sonrası, yaşadıklarınla yaşadıkların da...
sonrası, nasıl konuşulduğu hakkında...
hepsi ama hepsi son bulmakta son mekanda...
yanına kar kalan ise
geçmişte tuttuğun, tutabildiğin balıkta...
tutarken balığı yaşadıklarında...

ve nasıl yaşadığın 
birlikte yaşadıklarınla...


Tuncay D. Kalemoğlu
Kanlıca-İstanbul
www.tdklaemoglu.blogspot.com



17 Aralık 2014 Çarşamba

ÖĞRETMENLERİMİZ, SEÇTİKLERİNİZ...

öğretmenlerimiz...
oralarda bir yerlerde...
bu öğretmenleri katledenler ile masaya oturanlar...
seçtikleriniz...
buralarda bir yerde...
gerileri geyik derisi koltuklarda...
kendileri arabalarda, saraylarda...
yaptıkları...
açılım değil, saçılım...
katledenler ile...
seçtikleriniz...
öğretmenlerimiz...

Tuncay D. Kalemoğlu,17.Aralık.2014,  Antalya.


8 Aralık 2014 Pazartesi

HAYVAN SEVGİSİ...

siz
böyle büyüdünüz çocukken oğullarım...
Jena ile...
biz onun tüylerini temizledik yıllarca evimizde...
o duygularınızı usanmadan besledi yüreğinizde...
şimdi kendi yolunuz dasınız uzaklarda...
ama
onun verdiği sevgi...
bir kolonu-dur aramızda ki köprünün... 
onca sevgi dolu duygunun içinde...
ailemizde...

Tuncay D. Kalemoğlu
08.Aralık.2014, Kanlıca, İstanbul.

29 Kasım 2014 Cumartesi

HEY ON BEŞLİ...

hani bu türkü ile oynarız ya...
hey on beşli on beşli 
Tokat yolları taşlı...
eller havada
nasıl dersiniz 
nasıl yaparsınız
hoppidi hoppada...

neden oynarız bilir misiniz...
ulus ruhumuzu kaybettiğimiz için...

bunun bir ağıt olduğunu bilmediğimiz için...
bu ağıtın yazılmasının sebebinin ne olduğunu bilmediğimiz için...
bu ağıtın yazılmasına sebep olanların kıymetini bilmediğimiz için...
bu ağıtın yazıldığı tarihimizi bilmediğimiz için...
bilsek bile umursamadığımız için...
milli ruhumuzu kaybettiğimiz için...

türkü de bilmeyiz zaten...

birileriniz yatıp kalkıyorsunuz, '' Allah '' diye...
diğerleriniz yatıp kalkıyorsunuz '' Atatürk '' diye...
ne Allah' a sahip çıkıyorsunuz...
ne Atatürk' e sahip çıkıyorsunuz...
yedi düvel ve satın aldıkları adamları üzerimizden geçerken bu gün...
fark etmiyorsunuz...

hadi
eller havaya şimdi
hey on beşliler
hey otuz beşliler
hey elli beşliler
hey ne yaştaysanız sizler
oynamaya...

ne oynattığınızı
ne de oynatıldığı-nızı bile anlamıyorsunuz...
yedi düvel ve satın aldıkları adamları üzerimizden geçerken bu gün...
fark etmiyorsunuz...

Tuncay D.Kalemoğlu
www.tdkalemoglu.blogspot.com
29.Kasım.2014
Kanlıca, İstanbul

14 Kasım 2014 Cuma

ÇUVAL...

hatırlarım
bir gün
dün
ne gün ise o gün...
üç aile birlikte idik bir yaz günü balkonda
altı kişi, eşler ile, hani bilindiği gibi haller
çocuklar bahçede oynamada

sordum
kahkaha sesleri arasında kendimce hepsine
'' bu gün ne? '' diye, cevap yoktu...
'' dört temmuz...'' dedim, cevap yoktu...

oysa el adamının önemli günüdür o gün, hakkıdır, onurudur...
oysa bizim çuval geçirildiğimiz gündür o gün, hak değildir, utancımızdır...

anlarlar sandım...
paylaşmak istedim...
söyledim...
''askerimizin başına çuval geçirildiğinin yıl dönümü...''  dedim,
yüzlerinde mimik yoktu...
sustum...

anlamadıktan sonra...
hissetme-dikten sonra...
hepsini çuvala soksan ne olur, yukarıdan aşağıya... 
hepsine çuvalı soksan ne olur, aşağıdan yukarıya...

baksanız hepsi bayramlarda onuncu yıl marşını söyler,
sokaklarda,
biliyorum...
'' neredesin sarı saçlım...'' falan diye türkü de söylerler bazen hani,
dağlarda bayırlarda,
dinliyorum...
ama yüzlerinde mimik yoktu o gün söylediğimde,
bakıyorlardı suratıma,
hatırlıyorum...

bu gün...
sorsam aynılarına gene
''TGB' li çocukların yaptıkları nedir? '' diye...
bilmiyorum inanın kaçı der gülümseyerek,
'' anlıyorum...'' diye...

ama muhtemelen '' ayıp '' diyecekler veya sokak çetesi bunlar,
çapulcu filan...
'' nerede kaldı misafirperverlik...'', ya da falan...

derler...
derler...

demeyecek olsalardı böyle eğer bu gün...
mimiksiz bakmazlardı yüzüme öyle o gün...
olurlardı onlarda satırlarımda ki kelimeler gibi...
üzgün... 
kızgın...

***
DÖRT TEMMUZ...ONURUMUZUN İĞFAL EDİLDİĞİ GÜN...
http://tdkalemoglu.blogspot.com.tr/2011/07/dort-temmuzonurumuzun-igfal-edildigi.html

***
ama hatırlayın, dün de buna benzer değil miydi
yaşadıklarımız biraz, geçmişte...
kimimiz daha çok küçüktük, üç beş yaşında
kimimiz genç, on-beş yirmi-beşinde
demediler mi terörist onlara...
fidanlara...
annelerimiz
babalarımız
amcalarımız
teyzelerimiz
büyüklerimiz
hepi-biz...
onları asan bildiklerimiz...

bu gün kaçımız diyoruz acaba
anlayarak
hissederek
bilerek
tam yürek...

'' haklıymış  fidanlar...'' diye...

o gün annesinin verdiği vita yağı sürülmüş
üstü toz şekerli ekmek dilimlerini yiyen kızlar
siz...
veya mahallenin kızlarına uzaktan bakıp
yanına yanaşamayan toy delikanlılar,
biz...

bu gün prostatı olanlar
bu gün menopoz olanlar
bu gün andropoz halleri ile uğraşanlar...
halen ne dünü 
halen ne bu günü anlamayanlar...
ve geleceği tükenmekte olan
anlatamadığınız 
evinizdeki zavallı çocuklar...

dün...
ama onlar görmüşler bu günü...
o gün...
6. filoyu dökerken suya...
o genç...
öbür genç...
diğerleri...
ve Deniz...

çoğumuz yakan-top oynarken sokaklarda...

ve o gün onların gördüklerini görenler...
işte bu gün olacakları görenler...
TGB' liler...

size bir şey diyeyim mi laf aramızda
hissettiğimdir bu yalnızca
'' haklıymış bak fidanlar...'' diyenler var...
kimler...
onları asanların peşinden
yıllarca esas duruşta gidenler...
ama bu gün bin pişman olanlar...
aman
bu sadece aramızda kalsın
duyulmasın...
sevenim var
tanırlar
üzülürler...

ama...
birileri el adamına şunu da mutlaka demeliler...
yok artık dünkü kadar bu gün...
o gün o fidanları astırttığınız gibi kullanabileceğiniz...
pezevenkler...

o gün bilinmedi...
o gün hissedilmedi...
bu güne gelindi...
muhtemel halen balkonda kahkahalar ile sohbet etmekteler,
bizimkiler...
hissetmeden...

ama bu gün hisseden çok...
hissedecek olan da çok yarın...
yakındır...

'' müzik notası mı bu...'' diyenin uyuttukları...
'' kasaptaki ete soğan doğramam...'' diyenin kuyrukları...
'' huber köşkünü işgal edip oturanın...''  ara-rat-çıları...

o günün piyonları
ellerine sopa tutuşturulup o fidanların üzerine salıverilenler...
hem dünün...
hem bu günün...
Cumhuriyet, millet ve Gazi düşmanları...

ve halen balkonda oturan ve sohbet eden 
mimik-sizler...
minik-sizler...

uyandıklarında belki...

anlamadıktan sonra...
hissetme-dikten sonra...
hepsini çuvala soksan ne olur, yukarıdan aşağıya... 
hepsine çuvalı soksan ne olur, aşağıdan yukarıya...

hissedilebilseydi eğer yaşanmazdı dün...
gereği yapılsaydı eğer yaşanmazdı bu gün...
akıllar başa gelmezse yaşanacaktır yarın...

çuval...

***

Tuncay D. Kalemoğlu
15.Kasım.2014
İstanbul
www.tdkalemoglu.blogspot.com



29 Ekim 2014 Çarşamba

piç ettin emaneti çocuk, kutlama Cumhuriyeti ...


nasıl bir insan oldun sen
akılsız…
onursuz…
haysiyetsiz…
oysa böyle değildin
 değilsin…

***
ne diline sahip çıktın
ne dinine sahip çıktın
ne vatanına
ne bayrağına
ne kültürüne
ne eğitimine
ne tarihine
ne Cumhuriyetine...

***
nesin sen
ortama uya uya
orta malı mı oldun...

***
iliklerine kadar girmişler
el adamları ve soysuz hizmetlileri
kurtarmadık mı biz seni bunlardan...

***
seni sömürmekteler…
kendileri semirmekteler…
sürü müsün sen?
kesip biçip seni bitirmekteler…

***
boşuna mı öldük biz yıllarca
atalarınız
sizlerin ve bu vatanın uğruna
ve teslim ettik her şeyi sana
sandık ki hak ettin
nedir bu halin
kaldın ayaklar altında
farkında değilsin
yoksa yanıldık mı ve boşa mı harcadık onca çabayı yıllarca
senin uğruna...

***
koruyacağın bir şey yok artık
vermişsin hepsini
bir tek namusun kalmış gibi gözüküyor
o da
kaybetmeye az kalmış gibi sanki
kaldıysa da gitti gidecek
yitirdiğin aklınla...

***
 ya gereğini yap kurtar
 onurunu
vatanını
çocuklarımızın geleceğini
ya da tarihin derinliğinde rahat bırak beni
sensiz…
sessiz…

***
başka dilden anlamıyorsun sen
ya yeniden kuracaksın sana emanet ettiğim 
ve koruyamadığın Cumhuriyeti sil baştan…
ve aklını başına alacaksın
gerçek benliğini bulacaksın
o zaman bağışlayacağım seni...
ya da kırılacak kolların bacakların
 mahvolacaksın böyle giderse gelecekte
hak edeceksin soysuzca yaşamayı...

***
senden neredeyse geçtim diyeceğim de
derdim çocukların çocuklarımız aslında...

***
üzerinden yedi düvel erkek geçerken...
kızının namusunun gittiğini fark etmeyen
ana baba misali
veya
fark edip de sessiz kalan
korumayan
koruyamayan
her ne şekilde ise
her kim ise
onun doğum gününü her yıl kutlayan 
zavallı ana baba misali...
durumun
vurdum duymazlığın
düştüğün durumunu anlamayışın
sessizliğin
sürekli kandırılman
ve halen bunlara rağmen kutlaman
kutluyormuş gibi yapman...

***

yeter artık çocuk
yapma
midem bulanıyor...

*** 

ya uyanacaksın...
ya savaşacaksın...
ya kazanacaksın...

***

o zamana kadar rol yapma
istemiyorum
çünkü

***
piç ettin emaneti çocuk...
kutlama Cumhuriyeti...

                                                                                          
-------------------------------------------------------------------------------------------

Tuncay D. Kalemoğlu
29.Ekim.2014
tdkalemoglu@gmail.com



8 Mayıs 2014 Perşembe

okumak, uyumak...

okumak...
uyumak...

okumayanın gördüğü
baktığı pencere kadardır
baktırıldığı pencere kadardır
uyur...
uyutulur...

okuyanın gördüğü
kitap sayfalarının  açtığı pencereler kadardır
uyumaz...
uyutulamaz...

kutsal kitabın ilk öğüdü olan " OKU " yu anlamak için bile
okumak gerek...
uyumak değil...

el adamı
uyuyan ve uyutulan milletler ister...
Köy Enstitüleri bu sebeple kapatıldı...
el adamının hainler-ince...

bu gün milletçe uyunmaktadır...

uy-anılmalıdır...

Tuncay D. Kalemoğlu
Nisan 2014, İstanbul



4 Mayıs 2014 Pazar

ıskalamışım...

dünü ıskalamışım...
dünküleri de...
dündekileri de...

bugünü yakalamalıyım...
bugünküleri de...
bugünkülerdekini de...

yarına Allah Kerim...
yarınkilere de...
yarındakilere de...

daha başka ne yazmalıyım ki...
olan da bu
biten de bu
olacaklar da kim bilir ne...

hepsi bu...

Tuncay D. Kalemoğlu
Kanlıca, İstanbul.

2 Şubat 2014 Pazar

rakı, balık, oğullarım...


Baba ben Turkiyeye gelince raki balik yapalim, acayip canim cekti bir resimi gordum de :), 
Arsel Kalemoğlu, USA - California, 02.02.2014.
yapalım babam
boğaza karşı şöyle...
memleket havası çekerken ciğerlerimize...
ızgara lüfere meze...
biraz salata
ve yanında da beyaz peynir olsun...
hani bilirsin 
bilir misin...
rakı olmaz onsuz...
tadalım keyfini birlikte 
doya doya keyfince...
baba oğul şöyle...

        Raki balik. dondugumde yapalim :), Berke Kalemoğlu, USA - Alabama, 02.02.2014.

yapalım babam
hep beraber vuralım kadehleri... 
koklarken memleketi...
ve birbirimizi...

***
oğullarım...

bunu hep derim size
yoktur hiç bir yerde...
ne memleket gibisi...
ne memleketin tek bir izi...
gelin
koklarken birbirimizi...
ve memleketimizi... 
ben size nihavend söyleyeyim kendimce...
ve kırmızı buğday türküsü Ege' den gönlümce...
siz de söyleyin duygularınızı
gençliğinizle...

su gibi akacaktır zaman...
kadehlerimizi de tokuşturdukmu bir de...
aldığınız maya
ve yüreklerinizdeki sevgi...
size yetecektir ve de artacaktır bile....
bize de...

hadi bakalım
ben beklerken sizi
sizsiz...
sessiz...
vurdum kadehin dibine şimdilik yalnız...
kısmetse geldiğinizde
tadarız rakıyı da, balığı da, memleketi de oğullarım...
bize ait olanların havasıyla...
bibirimizi severek...

Tuncay D.Kalemoğlu
www.tdkalemoglu.blogspot.com
02.02.2014
Kanlıca - İstanbul




10 Ocak 2014 Cuma

TEK KANATLI OLMAK

Allah
Allah diyerek kandıran Allahsızlara kaldı…
Gazi 
Atatürk diyerek kandıran soysuzlara kaldı…
ne Allah' ı tanıdı
ne de Allah' a sahip çıktı bu millet…
ne Gazi' yi tanıdı
ne de Gazi' ye sahip çıktı bu millet…

ahmak olan kandı…
saf olan yandı…
hain olan yabana yalana kaydı...

duygu ve inanç aklı olan, göremedi…
bilimden yoksundu...
bilim ve ilim aklı olan, hissedemedi…
inançtan yoksundu...
bilimden ilimden uzak kalan…
ki buna cahil diyorlar...
inançtan yoksun kalan…
ki buna Allahsız diyorlar...
düştüler derde...
düştükleri girdap başlıbaşına bir dert…

oysa tek kanatla uçulmaz ki…
tek kanatlı kaldı millet
ve kanadı eksik kalan...
düştü çıkmazın içine
millete, başlara bela olan bir değil bin olandır...
adı illet…

kime anlatacaksınız bu yazdıklarınızı...
anlatabileceksiniz bu illeti…

cuma hutbesinden AB isteğiyle Peygamberin adını kaldıran...
ABD de esir, kullanılan, Cumhuriyet ve Gazi düşmanı, ajan veya ne halt ise Fettullahın müridi olan, peşinden gidenlere...
sözüm ona inançlı, dindar, akıllı...
zavallılara mı…
Gazi' nin Cumhuriyetini yıkmak isteyenlerin tarikatında şovalye olmak isteyenlere...
komikleşen, sözüm ona erdemli, sosyal gurup özürlü...
sözüm ona aydın, Atatürkçü...
Atatürk' ün Türk Mason Localarını kapattığını hatırlatınca, '' ama '' deyip saçmalayan...
Masonlara mı...
Yani aynı el adamının kontrolünde, farklı tarikat tezgahlarında kimlik kaybına uğrayanlara mı...
Fettullahçılara ve Masonlara mı...

Milletin Meclisinde inanmadıkları yemini eden ve yalan yemin eden...
veya yeminine sadık kalmayan, mevkii ve menfaat sarhoşu...
sözüm ona milletin vekili...
milletvekillerine mi…

Gazi' nin ordusu ve askeri olacağına Nato' nun ordusu ve askeri olan...
hem Gazi' ye, hem millete, hem kuvva-yı milliyeye ihanet eden...
ama hep Atatürk diyen...
sözüm ona ABD' nin emrinde vatan koruyucusu...
subaylara mı…

Fettullah tarikatının, cemaatinin kucağındaki...
iktidar gücünün menfaatindeki...
Cumhuriyet ve Gazi düşmanlığını saklamayan...
sözüm ona namusumuzu, yaşamımızı, güvenliğimizi emanet ettiğimiz...
emniyet ve yargı güçlerine mi...

yiyebileceği belli iken bu dünyada...
hırsına kurban olup özelleştirme ile satın alıp, aldığını, vatan malını peşkeş çeken, ele satan...
sözüm ona istihdam sağlayan...
iş adamına mı…

adaleti, uygarlığı, parayı AB(Avrupa Birliği) de bulacağını sanan...
sözüm ona çağdaş...
kimliksiz ve kişiliksizlere mi…

dilini koruyamayan, kimliğini bilemeyen, tarihini tanımayan...
sözüm ona ülkenin sahibi...
parti ve başına getirilenlerin peşinden giden...
halk ve bunca ( …)

yeter artık, ne yazarsanız altını siz doldurun…

siz yazmaya devam edin
çabanın karşılığı yok değil
nasılsa bir satır, belki bir akıl uyandırır...
tek kanatlı olanlardan...

her birey hak ettiği kadar
her millet hak ettiği kadar

kanadı olduğu kadar...

Tuncay D.Kalemoğlu
11.Ocak.2014,  Ankara.