5 Aralık 2011 Pazartesi

Martılar ve Çocuklar...

martılar…

severim ben martıları…
yaşadıkları şehirlerde
vapurların ardından uçuşlarını…
kendilerini tanımlayan çığlıkları ile
suyun köpürmesi ile özdeşleşen beyaz renklerini…
heyecanlarını...

martılar...

bizi memleketli yapan deniz kenarındaki martılar...
beni ana vatana döndüren
mekanımızı ve memleketimizi hatırlatan 
yüzlerce simge sebeplerden biri…
yüreğimizin
ülkemizin
sevdiklerimizin değerleri…

***

çocuklar…

severim ben çocukları…
yaşadıkları evlerde mahallelerde 
anne baba ardından koşuşturmalarını…
kendilerini tanımlayan çığlıkları ile
saflıkları 
hayat dolu oluşları ile özdeşleşen varlıklarını
heyecanlarını...

çocuklar…

bizi aile yapan evlerimizin kenar köşelerindeki çocuklar...
beni evime döndüren
mekanımızı ve yuvamızı hatırlatan 
yüzlerce simge sebeplerden biri…
yüreğimizin
ülkemizin
sevdiklerimizin değerleri…

çocuklar ve martılar…

oğlum ve onunla yapmayı hep özlediğim
deniz kenarında balık avlanan oltalar…
yüreğimizin ülkemizin değerleri
deniz kenarında olta sallayan
bizi hayata umutlarımıza bağlayan çocuklar…
ve çocuklara eşlik eden martılar...

***
martılar 
hep uçarlar ve bizler ardından bakarız ilgiyle...
çocuklar
hep koşarlar ve bizler ardından bakarız sevgiyle...

***

değişmeyen martılar ve çocuklar da...
sonunda hepsi uçarlar ve giderler...



Tuncay D. KALEMOĞLU
10.Aralık, 2011

30 Kasım 2011 Çarşamba

PİRİNÇ ÇUVALINDAKİ HAİN BEYAZ ve SİYAH TAŞLAR...TDK

'' siz, pirinç çuvalındaki siyah taşlardan değil, beyaz taşlardan korkun… ( TDK ) ''

siz pirinç nedir bilir misiniz?

bilirsiniz…
siz pirinç çuvalı nedir bilir misiniz?
bilirsiniz…
siz pirinç çuvalındaki taşları bilir misiniz?
ayıklanan…
ayıklanması gereken siyah ve beyaz taşları (!)


sahi bilir misiniz?


pilav yapmak maharet ister…
büyüklerimiz

iyi pilav yapabilmeyi maharet saymışlar
yuva kurmanın
aile olmanın
tarifinde…

simgesel olarak elbette

pirinç aynı cins olursa pişirmek kolay…
suyun ayarı
tuzun ayarı
yağın ayarı
ateşin ayarı
koy tencereye
birincisinde olmasa tutturursun üçüncüsünde…
marifet
karışık pirinçlerin olduğu çuvaldan alınan pirinçleri pişirmekte…


iyi pilavın içindeki taşlar ayıklanmalı…
siyah taşları
bulmak kolayda

beyaz taşları bulmak zor olmalı
ama bulmalı…

bunca yıldır yediğimiz pilavlar ehil ellerden çıktı bu ülkede
farklı yörelerden
farklı kültürlerden
farklı inanan yüreklerden
farklı insanlarımızın elinden
sofrada bazen olsa da kötü eller
maya sağlam yerden…

çuvaldan  bakkala
bakkaldan eve
evde mutfağa
mutfak dan tepsiye
siyah ve beyaz taşlardan tek tek ayıklandıktan sonra
tencereye
tencereden sofraya
sofrada tabağa
tabaktan kaşık çaldığımız pilav...

anaların
güzel anaların ellerinden yediğimiz pilavımız 
yapan öpülesi eller
karışık pirinçlerin olduğu çuvalı pişiren maharetli eller
temiz eller…

sevgi ile
gelenek ile
kültürlerimizin ortak terbiyesi ile
birliktelikleri ile ayıkladılar temizlediler o eller
çuvaldaki
pilavın içindeki
diş kıran
siyah ve beyaz taşları yüzyıllardır…

iyi esnaf
pirinç çuvalını temiz satar…
kötü esnaf
ağır bassın diye pirinç çuvalının içine
beyaz ve siyah taş katar
bu kuraldır dünyada
iyi olmasa kötü olmaz
kötü olmasa beyaz ve siyah taş pirinç çuvalındaki yerini bulmaz…

temiz pirinç çuvalının değerini
onu satan esnafın iyisini
taşı ayıklayan ellerinde maharetini
karışık pirinçlerden pilav yapan ellerin kıymetini bilmeyen...


‘’ hiç‘’
tir…


başkalarının temiz pirinç çuvalını
beyaz ve siyah taşlar ile dolduran
ağız tadı ile yenecek pilavın keyfini bozup
başkalarının dişlerini kıran
sofralarının huzurunu ve tadını kaçıran
sevgisi
geleneği
kültürü

aile bağı olmayan
olanları hazmedemeyen ve yok etmek isteyen…


‘’ piç ‘’ tir...


pirinç içindeki taş pişmez
taşı olan pilav yenmez
sofrası güzel gözükse bile bilerek pirinç çuvalının içine taş katanın
sofrası güzel gözükse bile bilerek taşlı pirinç ile pilav yapanın
pilavı boğazdan geçmez...
geçse bile yiyenin midesi hazmetmez...

çok dişler kırdı

bu gizli hain beyaz ve siyah taşlar ağızlarda
çook
karıştıkları pirinç çuvallarımız da…

kaldıysa eğer beride kalan üç beş diş

yiyenin ağzında
onlarda sabretmekten ve sıkmaktan çeneyi
neredeyse kırılmakta...

marifet
farklı pirinçler olsa da çuvalda
pilav olabilmektir sofrada…
ve pişire-bilmektir pilavı
kabında…
kıvamında…
ocakta…

birlikte yaşanıyor müdahaleye acil ihtiyacı olanlar ile bu ülkede…
akıl kaybı olanlar…
akıl kaybına kapılanlar…
kimine göre o kişidir ihtiyacı olan

yitirendir aklını…
kimine göre bu kişidir ihtiyacı olan

yitirendir aklını…

acil ihtiyacı olan veya olanlar 

birbirlerine komşular ve tanışlar…
herkes kendinin haklısı…


gelinmez ise bir araya acilen toplum olarak
akıl yolu ile…
sevgi yolu ile
aynı birlikteliğe aynı yola…

korkarım acil müdahale edilecek millet de kalmayacak ortalarda…


temiz pirinç çuvalı yerine taşlı olanı almak için
taşlı ve kötü olanı ayıklamadan pilav yapmak için
bile bile dişlerini kırdırmak için
aklını yitirmiş kişiliksiz ‘’ hiç ‘’ olmak gerek…
buna sebep olmak için ise'' piç '' olmak gerek...

‘’ hiç ‘’ in bozuktur aklı…
‘’ piç ‘’ in ise bozuk olan mayası…

aklını kullanamayan ‘’ hiç ‘’ in sonu…
olmaktır sonunda ‘’ piç ‘’ in kölesi kulu…


Tuncay D. Kalemoğlu
Kasım 30, 2011.

29 Kasım 2011 Salı

HAİN TAŞLAR...

çok dişler kırdı içimizdeki bu hain beyaz ve siyah taşlar ağızlarda
çok...
karıştıkları pirinç torbamız da…

kaldıysa eğer beride kalan üç beş diş ağızda...
onlar da sıkmaktan çeneyi neredeyse...

kırılmakta…

Tuncay D.Kalemoglu
http://www.tdkalemoglu.blogspot.com/
Kasım.29.2011

19 Kasım 2011 Cumartesi

KOCA DÜNYA...KOCA HÜLYA...

KOCA DÜNYA…KOCA HÜLYA…

koca dünya…
küçük olan bizler dünyada…
koca uzay...
küçük olan dünya evrende…

kiminde küçük kiminde büyük düşünceler…
yaşatır bizi küçük büyük içimizdeki rüyada…
sanırız ki hepimizin düşündüğü doğru ve en iyi olan…

oysa nedir asıl olan?

büyük sandığımız ama küçük olan evrendeki dünyada…
büyük sandığımız ama küçük olan içimizdeki dünyada…

herkes ayrı bir hülyada...

Tuncay D.Kalemoğlu
Kasım 2011

13 Kasım 2011 Pazar

SAS-SAT… KISASA KI-SAS, GÖKSEV OLCAY… TDK

11.Kasım.2011, Cuma.
Haberler Marmara Feribot kaçırılışı hakkında bilgi veriyor. Bunu saat 21.30 da ev dışında öğreniyoruz.
12.Kasım.2011, Cumartesi, eve dönünce haberleri izliyoruz. Saat 01.30.
Haberler mazotu biten Feribotun Silivri açıklarında demirlediğini söyledi.

Eşime döndüm;
‘’SAS Komandoları muhtemelen Feribotun altındalardır şu an. Yarın sabah olayın bittiğini ve rehinelerin kurtarıldığını duyarsan şaşma. Dua edelim de can kaybı olmasın.’’ dedim ve yattım.

Ertesi sabah ve sonrası olayın bittiği ve SAS-SAT Komandoların emniyet ile işbirliği yaptığı haberlerini dinledik…
Bu yaptıklarının yapabileceklerinin yanında ne kadar basit kaldığını düşündüm bir an…
Neydi bana bunu bir refleks ile söyleten ve düşündüren…

***

Bir kitap,
KISASA KI-SAS, Göksev Olcay, Bileşim Yayınevi.2006 basım.

Bu kitap tek baskı yapılmış ve bir daha basılmamıştır. Bir SAS Komando subayının emekli olduktan sonra anılarından oluşturduğu bir roman… Anılarını yazmaları yasak olduğu için seçtiği bu yöntem, roman yazmak…

***
Ocak 2011;

Bir Doktor arkadaşımın ofisinde kendisini beklerken kitaplığındaki bir kitap dikkatimi çekti. Aldım ve okudum biraz.
Bir SAS komando subayının emekli olduktan sonra, anılarından derlediği bir roman idi. Roman çok nadir okurum. Ancak son Ergenekon davaları kapsamında SAS subay ve ast subaylarının tutuklanması, bu kitabın bir anı romanı olması, daha önce sadece ismini duyduğum bu oluşum ve kişilerin hakkında bana fikir vereceği düşüncesi kitaba ilgimi arttırdı.
Odaya giren arkadaşım;

‘’Al götür o kitabı, okuyunca getirirsin. Senin beğeneceğini düşünüyorum.’’ dedi.

Almadım, kitap isme imzalıydı ve yazar arkadaşımın hastası idi. Yetmiş yaşlarında bir bey imiş.

‘’Ben kitabı satın alayım, sağ ol.’’ dedim.
‘’ Bulamazsın piyasalarda muhtemelen, 2006 ilk ve son baskısı bu.’’ dedi.

Gerçekten yoktu piyasalarda. Sahaflardan zar zor bir tane bulabildim. İsteseniz de bulmanız kolay olmayacak.
Kitabı hemen okudum. Uzun uzun anlatmayacağım. Ne anlatabilirim ne de hissettirebilirim kısa olan bu satırlarda. Ama yarısından sonra birçok kereler okuduğum sayfa kenarına şu aynı notu defalarca düştüm.

‘’ Vay vay vay… Ya bu roman gerçekten bir anı romanı ise ve hayal ürünü kısmı az ise… ‘’
Arkadaşıma sorduğum zaman bana,

‘’ Hastam(yani yazar) kitapta yazılanların yüzde doksan beş doğru olduğunu söyledi.’’ dedi…

Bizler, kendi rahat yaşamlarımızda, bu ülke için mücadele edenlerden ve şartlarından bir haber yaşamaktayız. Ve kendimizce büyük dünyalarımızda yorumlar yapmaktayız bazen sıcak koltuklarımızda…

***
hiçbirimiz farkında değiliz
yapılanlardan…
yapanlardan…
ülke için ve bizler için ter dökenlerin çektiklerinden…
ne aklımız alır,
ne de hayal gücümüz alır yapılanlara yaptıklarına…
sıcak evlerimizde yataklarımızda yaşamlarımızı sürerken…
bilmeyiz bilemeyiz bile aslında…
onların varlıkları bir haber kadar kısadır bizlere…
ve haber sonrası birkaç yorum kadar belki de…
güçlerinin farkında olanlar ise,
varlıklarından rahatsız olanlar…
ve onları yok etmek isteyenler ile işbirliği içinde olanlar…
hepsi,
yapamadıklarının ve yapamayacaklarının dayanılmaz çaresizliği içindeler…
katlanacakları sonuçlar ise gün gelince,
bu çaresizliğinde belki oldukça üzerinde…

***

Ülke için mücadele eden bilinmeyen isimsiz kahramanlar…

Tuncay D.Kalemoğlu
14.Kasım.2011
tdkalemoglu@gmail.com

9 Kasım 2011 Çarşamba

ASKERLİGİ BEDEL İLE SATMAK...TDK


askerliği bedel ile satmak...
namusu bedel ile satmak...

askerlikte satılmış asker olur…
askerliğin bedelle satılması olmaz…

bizde olmaz,
bize uymaz…
vatan görevi olan askerliğin 
bedel ile satılması
bedel ile yapılması olmaz…
‘’ el adamı ‘’ sisteminde olur…
lejyonerlik gibi mesela...

paralı asker saldırır işgal eder…
vatan görevi yapan asker savunur

zulüm ve saldırı varsa saldırır canını feda eder…

fark budur…
bu hem inanç felsefesinde
hem de Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün devlet felsefesinde...

***
bedelli-paralı askerlik ‘’ el adamı ‘’ nın sistemidir…
para ‘’ el adamı ‘’ nın 
elidir-el kiridir
kavram kiridir
bedelli askerlik öneren
uygun gören ve destekleyen
‘’ el adamı ‘’ nın yolunun yolcusudur…

***

‘’el adamı ‘’ sistemini para ile kurar…
savaşanı yürek ve inanç ile değil
para için koşar…
vatan için bir tas çorbaya
yarım tayına savaşmayı bilmez…
ülke namusu için at pisliğinden ayıklanan arpayı yiyerek
hayatta kalma inancı
zorluğuna katlanma duygusu tarihinde yoktur…
buna sahip bile değildirler…
buna sahip olanların bazı torunlarını
onların çoğu ulus değerlerini para ile satın aldılar…
Gazi’den bu yana…
şimdi askerliği
para ile yaptırmak
satın almak
yıkmak isterler…

***
acaba
acaba kan ve gen tahlillerinden
askerlik değerlerimizin para ile yapılması sonucu yıkılacağını mı buldular
arta kalan son değerlerden birini
askerlik ve askere gitmeyi ‘’ el adamı ‘’ nın para sistemi ile
kirletecekler…
sona giden yolda altın vuruşlardan birimi bu

aceleleri var…
yıkılmak üzereler…
sosyal olarak,
ekonomik olarak,
sistem olarak yıkıldılar…
yıkıldılar da aslında uzatmaları oynuyorlar…
isteklerini yaptırmak için çabalar içindeler…

‘’ kullandıkları kullarını kullanarak…‘’


***
nedir bu ülkeyi kuran…
nedir bu ülke için can verdiren…
ülke sevgisidir, ülkenin ulus değerleridir
inançtır…
şehit olma duygusudur…
kimse ülke savunması için ölümü
para bedeli karşılığı göze almaz...
beş metre sonraki ölüme siperden süngü takıp fırlamaz…
sıkışınca kaçar
geri döner bordrosunu imzalar…

para için ölümü göze alanlar 
kiralık katillerdir
hizmetkarları olduklarının korumalarıdır…
‘’el adamı ‘’
nın güvenlik şirketleri adı altında kurdukları

‘’katiller sürüsü ‘’ gibi…
bu
bu onların sistemidir 
bizlerin değil…

bize ait olan
vatan için ölendir…


yıkamadılar bunu yıllardır…
anlayamadılar davul zurna ile
dualar ile anaların babaların kuzularını…
bacıların kardeşlerin evlatların canlarını…
askere yollamalarını…
çözemediler…
şaşırdılar hep
imrendiler…
korktular…

her şeyi yıprattılar bu ülkede…
eğitimi…
ekonomiyi…
toplum değerlerini ve kültür değerlerini…
adaleti…
devleti…
dini inancı…
çağdaşlığı…
birlikteliği…
tarihimizi…
kültürel ilişkilerimizi…
beyinleri…
ulus değerlerini…
‘’ kurtuluş savaşını ‘’ yapan ‘’ Gazi’nin Ordusunu
ve diğerlerini nelerse…

ama şunu bir türlü yıkamadılar…

dağlarda 
vatan savunması için dolaşan postalların yüreklerini…
şehit cenazelerinde 
bütünleşen acıların birlikteliğini…
NATO’nun değil
vatan savunmasını 
Gazi’nin savaşan gerçek neferlerini…
onların inançlarını…

çözemediler…

parayı ve bedelli askerliği devreye sokmaktalar…
bölecekler…
yürekleri
toplumu
bireyi
askerliği
askere gitmenin ruhunu 
para denen pis kağıt parçaları ile kirletecekler…
kendilerini kirlettikleri gibi…
‘’ el adamı ‘’ nın pisliği para ile…

liberal akıl…
küreselleşmiş ruh…
kendini gizleyen sinsi beden…
tuzağa düşmüş kişilik…
yobaz ve bağnaz inanç…
devşirilmiş özenti beyin ve birey…
satılık olan…

Cumhuriyet’i yıkmak isteyen zihniyetler…
birlikteler…

son darbeleri vurmak isteyenler...
paranın ve para sahiplerinin köleleri…
akılları kandıran
iyi polis- kötü polis rolü oynayanlar
‘’ el adamı ‘’ nın görünen görünmeyen gizli piyonları…

şu kadar kuruşa şu kadar para ile savunmak ülkeyi…
bedelli askerlik…
savunmamak diyelim en iyisi...

ruhunu senin…
vatan sevgini senin…
ülke koruma duygusunu senin…
toplum bağını senin ‘’ satın alıyorum ‘’ diyorlar 
‘’el adamı ‘’ ve ‘’ onun isteğini yapanlar…
yapmak isteyenler…
yapacak olanlar…

‘’ pirinç torbasındaki beyaz ve siyah taşlar… ‘’
ve onların peşinden akanlar aymazlar…

olmaz…

askerlik bedeli şu kadar olacak olmaz…
olmadı şu kadar yerine bu kadar olsun da olmaz…
namus bedelinin pazarlık tuzağına düşmek
yanlış yapmak kirin varlığını ve sorumluluğunu yok etmez…
olmaz…

ha askerliği bedelle satmak…
he bedenleri bedelle satın almak…

istediğin kadar kanun çıkar,
‘’ ata kanununa ‘’ uymazsa…
kanun uymaz topluma…
kağıt kirindir senin 

senin gibiler-inin elinin…
ödenir bedel eninde sonunda…


bedenimi satarım ama şu kadara
olmadı bu kadara…
ha beden satılmış üç kuruşa…
ha beden satılmış otuz üç kuruşa…

satıldı mı bir kere beden para bedeline ve paraya
namus gider…
namus giderse hayat başka bir mecraya girer…


vatanı savunurum ama şu kadara
olmadı bu kadara…
ha askerlik satılmış üç kuruşa…
ha askerlik satılmış otuz üç kuruşa…

satıldı mı bir kere askerlik para bedeline ve paraya
ülke biter…
ülke biterse 

millet başka mecraya girer…

namusun bedeli olmaz…
bedelli askerlik hiç olmaz…


bu vatan ve ülke insanı için ölenler
para için ölmedi bu güne kadar…
ne tarihte
ne bu gün
ne de dün…
para karşılığı askerlik yapan 
ruhunu yitirir
ruhunu yitiren 
ülke namusunu
ülke insanının namusunu
aldığı para kadar savunur…
aslında parasını ödeyenin isteği-izni kadar korur…
bu gün parayla satın alınanların ülkeyi korudukları kadar…
onların korumaları ise
hizmetkarlarının bedellerini ödedikleri emrindeki korumaları kadar olur…
askerlik için para ödeme
‘’ el adamı ‘’ nın sistemidir…
bizim değil…
‘’ el adamı ‘’ nın hizmetkarı olmanın gereği yoktur…
bu yolla başka bedel ödenir…
bu bedelin geri dönüşü yoktur…

***
yaparsanız eğer bu hıyaneti bu ülkeye…
kurtuluş savaşından bu güne 
akan şehit kanlarında boğulursunuz…
para için değil vatan için savaşanların kanına...
zaten boğulacaksınız da…
uyarımdır bu hepinize kendimce…

namusun bedeli olmaz…
bedelli askerlik hiç olmaz…

yok olursunuz…
yok oluruz…


Tuncay D.Kalemoglu
10.Kasım 2011

25 Ekim 2011 Salı

BİR İLAN... BİR YORUM... BİR YAZI...

BİR İLAN…

Sözcü
gazetesinin 19.Ekim günü şehit olan askerlerimizin fotoğraflarının olduğu tam sayfa 22.Ekim.2011 tarihli manşeti…

***

‘’ BAŞIMIZ SAĞOLSUN ‘’

Başbakan Erdoğan’ın annesi Tenzile Hanım vefat ettiğinde Türkiye’nin en büyük holdingleri, şirketler ve patronlar; binlerce lira verip gazetelere sayfa sayfa ilan yağdırmışlardı…
Ancak; Başbakan’a yaranmaya çalışan milyon dolarlık patronlar,19 Ekim’deki hain saldırıda şehit düşen 24 vatan evladını görmezden geldi…
Bırakın gazetelere ilan vermeyi, bir taziye mesajı bile yayınlamadılar…
SÖZCÜ, yüzbinlerin gözyaşları arasında toprağa verilen yiğitleri unutmadı, unutmayacak…
Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı dileriz… SÖZCÜ AİLESİ
***

BİR YORUM…
’OĞLUM ‘’ yazımdan alıntı…
http://tdkalemoglu.blogspot.com/2011/08/oglum_12.html OĞLUM… 12.Ağustos.2011.
ama dikkat et…

dünya paranın gücüne tapanlar
para kazanmanın ve ona sahip olmanın gücüne inananlar
paranın gücü için katliam yapanlar
ve ona, sahiplerine hizmet edenler
dostlarını, ailelerini ve ülkelerini terk edenler ile doludur…

sana bunu bildiğin benim tarzım ile özetleyeyim

paranın köpeği olma…
para senin köpeğin olsun…
eğer paranın köpeği olursan o seni oturtup kaldıracaktır yaşamda…
eğer para senin köpeğin olursa sen onu kullanırsın ve oturtup kaldırırsın hayatta…

ya paranın kontrolü sendedir para benliğinin köpeğidir...
ya kontrol paradadır benliğin paranın köpeğidir...

bu dediklerimin ne demek olduğunu anlamak için…
kitap oku…
(TDK)

***

BİR YAZI…
Bakınız Ek 1;
http://tdkalemoglu.blogspot.com/2011/01/paranin-kopegi.html PARANIN KÖPEĞİ...Ocak.2011
***

elbet bir gün bütün akıllar başa gelecek…
elbet bir gün yapılanlar ve yapılmayanlar için utanılacak…
ama bunun için acı çekmek gerekecek…
daha büyük acılar çekilecek…

hakkedildi...
geçmişin bedeli ödenecek…
(TDK.25.Ekim.2011)
Tuncay D.Kalemoglu
http://www.tdkalemoglu.blogspot.com/
Ekim.2011

***

EK 1;
PARANIN KÖPEĞİ...
'' gömülünce yanında götüremeyeceklerine ve güçlerine tapanlara...''


az veya çok
hangimiz
bilerek ya da bilmeyerek
hizmetkarı olmadık ki
paranın
paranın sahibinin
paranın kontrol ettiği düzenin…

ne yapabilirdik ki normal düz bir vatandaş olarak
öyle ya da böyle
ekmek kapısı
kimi şu kadarlık
kimi bu kadarlık
bir şekilde içindeyiz düzenin ve
kucağındayız...
düzenin!

para ve gücü
dolaylı yoldan veya direk olarak
sarmalamıştır hepimizi
şükür diyen de vardır
defeden elinin tersi ile yerine göre onurlu olan da
şükür demeyip kendini kaptıran da vardır hırsına...

eğer
kontrol sende ise sorun yok
ama parada ise kontrol...
eyvah...

bunun kaba tabiri ileve en kısa yoldan anlatımı şöyle...

ya
paranın kontrolü sendedir para benliğinin köpeğidir...
ya
kontrol paradadır benliğin paranın köpeğidir...

ister hangi sarayda yaşarsan yaşa...
ister hangi bahçede mekan tutarsan tut...
ister hangi küp taş kenarında durursan dur...

yaşam sahasında top koştururken olursan birilerinin ve paralarının
kölesi...
ancak anlamayana oynarsın ve yutturursun takındığın adam rolünü
duyurursun değersiz sesini...

bunun kısacası ve şöyledir sözün özü...

onursuz isen ve ilkesiz isen
yoksa kontrolün ve kurbanıysan hırsının aczinin...
ne kadar çırpınırsan çırpın
ne kadar esvap takınırsan takın
ne kadar mevki ve koltuk edinirsen edin...
sana sahte bakışlar ile derler hanımefendi ve beyefendi
asıl kontrol eden ve paranın sahipleri...

etrafın doludur bu alemde ahmak ve yalakalar ile
ama yanında olman gereken ait olduğun değerlerin veya halkın yerine
ya paranın
ya da para sahibinin ve sisteminin olursun

köpeği...


Tuncay D. Kalemoğlu
Ocak 2011

19 Ekim 2011 Çarşamba

İÇİM YANIK DOSTLARIM...

ben
ben halen bu sabah oturduğum sandalyeden
kalkamadım dostlarım…
ne yapsak
ne etsek
bilemedim dostlarım…

vatan uğruna toprağa düşen kuzuya mı yanayım…

geride ağlayanları-namı..

anaya mı

babaya mı
bacıya mı
kardeşe mi
ülkeye mi
ülkem insanıma mı
ne yapsak
ne etsek
bilemedim dostlarım…

dünyanın vebali üstünüze

satanlar
satılanlar
ya bu millet sizi yıkacak…
ya da ilahi adalet sizi yakacak…

kalkamadım ben

ben halen kalkamadım bu sabah oturduğum sandalyeden dostlarım…
üzüntüden yüreğim kabarık…
üzülmekten öte…
içim
içim yanık dostlarım…

Tuncay D.Kalemoğlu

19.Ekim.2011

KOMUTANIM...ARKADAŞIM...

'' Cumhuriyet bayramımız Kutlu Olsun…(mu ?) 29.Ekim.2009 '' 

Aşağıdaki yazı, (komutanım-arkadaşım) hakkında ve iki kişi arasındaki konuşma;

TDK 1, bu satırların yazanı.
TDK 2, bu satırların yazanının içindeki soru soran ikinci ses…

***

- TDK 1. Kaç kere düzelttim, kaç kere hepsini sildim bu satırların ve tümünü silmek istedim hiç göndermemecesine biliyor musun?
- TDK 2. Ne oldu gene?
- TDK 1. Biz galiba tezgahın içindeyiz ve kendi kendimize yırtınıp duruyoruz…
- TDK 2. Bak şimdi, neler söylüyorsun, güzel güzel yazıyordun, yazmışsın da işte.
- TDK 1. Evet ama içim rahat değil. Kafamda onca soru. Duygular ve onların yansımaları farklı, gerçekler, olanlar ve onların yansımaları farklı.
- TDK 2. Anlamadım.
- TDK 1. Neyse yazdıklarımı bir oku önce.
- TDK 2. Kime, neyi?
- TDK 1. Bir dostuma, sonradan komutanım olmuştu. Yazdığım zaman satırların başında başka ben varım. Ama içimdeki başka ben sorular ile dolu, cevap arıyor. Sonunda söyleyeceğim…
- TDK 2. Gene ne var?
- TDK 1. Oku. Uzun zaman alacak yalnız, İnternet görüntülerini tıklamanı istiyorum.
- TDK 2. O kadar zaman ayıramam, sıkılırım ben…
- TDK 1.   Canımı sıkma şimdi benim çocuk...


Ayıracaksın çocuk...
Anlayacaksın, anlamaya çalışacaksın...
Seyredeceksin,  okuyacaksın
Zaman ayıracaksın
Dersini çalışan bir öğrenci gibi olacaksın…
Görerek, duyarak algılayacak-sın
Senin okuduğun yok ki 
Okusan da anladığın yok ki.
Ne yani çizgi roman veya filim mi yapacağım anlayacaksın sen diye çocuk...
Dediğimi yap.
Seyret, dinle ve oku…
Yoksa senin uyanacağın falan yok
Aymaz herif…
Senin aymazlığın yüzünden bende ülkede çekmekte…
OKU ve görselleri izle…
Önce şundan başla. 

BOP ’un(BÜYÜK ORTA-DOĞU PROJESİ) kurgulandığı, BOK ’un(BÜYÜK ORTA-DOĞU KAOSU) içine sürüklet-ilen olaylardan başla… 

Sabırla..
Yoksa başımıza gelebilecekleri akıl bile edemezsin...

https://www.youtube.com/watch?v=XIk0lQvRpTY
BÜYÜK ORTA-DOĞU PROJESİ(BOP)

- TDK 2. Tamam, tamam bağırıp durma karşımda…
- TDK 1. İyi, ayrıca bağırmıyorum söylüyorum…
- TDK 2. !
- TDK 1. Gerisini okuyunca söyleyeceğim.
- TDK 2. Tamam dedim ya.


***

KOMUTANIM…
ARKADAŞIM…


hatırlarsın dostum...
‘’Merhaba Orhan’’ dediğim zaman,

''Orhan yok artık, KOMUTANIM var.''
demiştin gözlerini dikip gözlerimin içine eğitim sahasının içinde.
unuttuğunu sanmıyorum ABD'nin ülkesinde…
dağlarda eğitirken bizi 1982' lerde,83’ lerde Eğirdir’de
tebessümle bakardın sabahları koşarken bize
bir taraflarımızdan ter akarken
ve tırmanırken engellere…

hınzır adam
bilerek mi seçmiştin ne beni,
hayati idame de ses bombası attığında
çalılar ve panço dan olan çadırımın dibinde,
uykudayken.
altıma edecektim neredeyse korkudan
bas bas bağırıyordun baskın yaparmış gibi...

''kalkın, uyanın’’ diye.
Daha yediğimiz yılanı ve kaplumbağayı hazmedip edemeden araziye...

ancak bu gün,
bu gün başka komutanlar bağırıyor dağlarda dostum,
pardon komutanım,

''kalk, uyuma, ölürsün'' diye...

soğuktan donmak üzere olan yorgun bedenlere,
yaralı iken karlar üstünde yatanlara…
doğu'da, güneydoğu'da Gazi’nin neferlerine...
aslında suratlarına haykırmalı bunu anlamayanların,
rahat yaşamlarında kulak tıkayanların…
durmaksızın ses bombası atmalı bu günü anlamayanlara,
tam kıçlarının dibine senin attığın gibi…
gerçeği patlamadan bir gün,
umursamayanlara…
suratlarına tükürükleri saçarak bağırmalı,
bağırmalı ki anlasınlar ve uyansınlar sıcak koltukların da
el adamının piyonu olanlara…

‘’Sen Uyursan Herkes Ölür...Ülkemiz Ölür… ‘’ diye…
https://www.youtube.com/watch?v=_EMSEdkS9iU&t=2s
( NEFES)

yazık ki anlamıyor çoğu,
onlar
kendi rüya âlemin de bilemeden düştükleri
ve düşebilecekleri daha başka durumları…

yeni dünya düzeni için, ağlama duvarının önünde, mabetlerde, otellerde, yemeklerde, tarikatlar da ‘’ el adamı ‘’ na özenen bunca aklı başında(!) kişiler… Masonlar-Roteryanlar-Lionslar ve diğerleri…

yobazın ve yobaz tarikatların kucağında, bağnazlaşanlar… ‘’el adamı ‘’ nın yarattığı ve kolladığı, sakladığı Fettullah Gülen’in peşine takılan inançlı(!) zavallı kitleler…

Nato’ nun emrinde ve kıyafetinde çırpınan ve çıkmazda olan Gazi'nin(!) askerleri…

IMF-Birleşmiş Milletler-AB gibi oluşumlarının çıkmazında Devletimiz…

Ve genel aymazlığın kollarında, maçlarda, para kazanmanın keyfinde veya sefalet içinde, televizyonlar da, dizilerde ve diğerlerinde uyuyan uyutulan benim yazık Ülkem insanım…

Ve ülkemin içindeki ayıklanamayan-pirinç torbası misali-beyaz ve siyah taşlar…


http://tdkalemoglu.blogspot.com.tr/2011/11/pirinc-cuvalndaki-hain-beyaz-ve-siyah.html

bir dolu oyun...
oyun içinde oyun...

bilirsin sen bunları…

hem de bal gibi bilirsin…

(Yeni Dünya Düzeni-Banu Avar...)
http://vimeo.com/4107606
(Masonik Yeni Dünya Düzeni-Banu Avar...)

ne halt yerler delerse,
ve ne halt yerlerse…
kafam almıyor anlayamıyorum inan.
akıllı değil mi bunlar, bunca eğitimli ve vatanını seven insan.
herkes haykırırken akılların başa gelmesi için,
koyunlarından namuslarının,
kucaklarından evlatlarının mı gitmesi gerek
bunca insanın…

biraz zaman ayırıp izlersen
ülke üstüne oynanan
oynatılan oyunları…
görürsün o zaman Türk’ü ile Kürt’ü ile birbirlerine kırdırılan vatan evlatlarını…
o zaman anlarsın hislerimi
satırlarımda ki duygularımı…
bu satırlarda hem kendini, hem bizi, hem de bildiklerini bulacaksın…
hepsinin nefesi ensemizde, içimizde…
sinemasını da yaptılar komutanım,
‘’NEFES‘’ diye…

onlar istedikleri gibi burunlarına halka taktıklarından
oynattıklarında değil…
sana oyun kuruculardan bahsetmiyorum,
ve figüranlardan…
ve istedikleri Kaos’un zeminini hazırlayanlardan…
sanma ki ölenler NATO'nun askerleri…
onların çoğu artık senin bildiklerinden değil,
karargâhta oturan ve oyun kurucusu olan…
kırmızı kuvvetler, mavi kuvvetler yazan,
NATO’dan…
onlar artık her iki rengi bedelleriyle yaşayan,
ve ödeyen…
onların çoğu artık dostum,
Gazi'nin askerleridir dün ve bu gün ölen…
farkındalar her şeyin,
çok bedeller ödediler ve halen ödemekteler…
onlar büyük hatadan, yanlıştan dönen...
NATO’nun değil,
Milletin ve Gazi'nin ordusundan…

( http://www.dailymotion.com/video/x8ogrd_harbiye-maryy-1283-icimizde_news
(Harbiye Marşı)

bizim yaptıklarımız oyunmuş(gibi),
otuz kiloluk sırt çantasını ve silahı taşımak,
gerçek kurşun ve ölüm korkusu olmadan…
sizinkiler de oyunmuş o zamanlar
bize anlatırken ölümü yaşamadan...
anlatırdı tertipler Bolu Komando Tugayından,
operasyonlardan döndükçe.
pek yeni idi daha sıcaklığı o zaman olaylar
anlamazdık,
anlayamazdık ne idi olup bitenler…
bizler eğitimlerde koşturup dururken,
sanırdık ki çok şeyler yaptık arazilerde veya
yapıyorduk kendimizce.
ancak anlıyor insan bu günleri görünce...
ama bu gün bağıranlar, savaşanlar ve postalına kar suyu kaçanlar farklı…
Ve can suyuna ecel...

onların yaşadıkları ne oyun, ne de çok şey yaptık sanıyorlar...
onlar,
gerçekten çok şeyler yapıyorlar dostum, ÖLÜYORLAR…
yani şehit oluyorlar anlayacağın...


analar ağlıyor acılarından
ve türkü yakıyorlar sevenleri arkalarından…
bazıları ağlarken her bir kınalı kuzularının özlemiyle,
yavrularının ardından haykırıyorlar,

‘’Vatan sağ olsun…’’
‘’Bir oğlum olsa onu da yollarım askere…’’
diye…


senin zamanından biraz daha farklı söylenenler,
yaşananlar,
yeminler…
kitaplardan değil artık,
yüreklerden, çekilen sıkıntılar ve acılardan, üzüntülerden, hırstan…
boğulacak önünde duran…

anlayamıyor çoğu hissetmeyenler, uzak kalanlar,
ve gözü kör olanlar…
geri kalanlar and içiyor arkalarından arazide…
unutanları ve hissetmeyenleri bilmem...

işte aynen böyle,
dinle…

http://www.youtube.com/watch?v=_C1KLDH_QiU ( Komando andı )

‘’ Tek Tek sorulacak bu hesaplar aziz şehitlerimiz için.
Günahsız yavrulara kıydınız söyleyin niçin…
Hain dilleriniz varmıyor söylemeye siz söyleyin Komandolar,

HER ŞEY VATAN İÇİN…’’

bizim için,
çocuklarımız için,
ülkemiz için...
etrafımızda onca aymaz uyurken,
ve bu ülke hainler ile kumpas içindeyken…

biliyor musun?
oldular hepsi şimdi yavaş yavaş çekilen acılarlar ile
suyu yavaş verilen çelik gibi…
bekliyorlar,
hazır şimdi vatan için ölmeye geride kalan binlercesi…

işte,
bundan korkuyor oralarda kiler,
suyun o tarafındakiler,

senin sığındığın ve olduğun yerdekiler…

yetmeyeceğinden entrikalarının,
teknolojilerinin,
silahlarının
korkusun dalar belki,
kim bilir belki de,
hedeflerine ulaşamama telaşı içindeler…

çok bedel ödedi bu ülke çok,
sen oralara gittiğinden beri komutanım,
çok da ödüyor halen ülkem…
ve daha ödeyecek de görünen,
oyunlar içinde pis hesaplar uğruna kurgulanan…
bedel ağır olacak herkese ne yazık ki
oyun kurucusuna da,
oynayana da,
oynatana da,
kurbanlarına da,
satın alınana da,
beslediklerine de,
beslemelerine de,
hainlerine de…

beklemede anlayanlar, bilenler…

ve tarih belki de tekerrür edecek seksen küsur yıl öncesi gibi.
varsa bir ilahi adalet,
ki var inanana…
elbette görecekler dostum,
pardon Komutanım.
ümidim hiç kaybolmadı inan, kaybolmayacak da...
onların bittiği gündür çuvalı geçirdikleri gün,
Gazi'nin askerinin başına...
bilmezler ki esas çuval geçti kendi kafalarına…
hatırlattılar zira oncasını,
beklemede hepsi,
akıllar geldi başa…

işte bizim buralar böyle,
yani işler karmaşık, zor komutanım…
bu çalışmam bir iç dökmedir sana,
hem yazısal, hem görsel…
aynı kaptan yedik seninle anlarsın beni…
hani oralardan da anlaşılmıyorsa yeterince,
uzaklıktan falan diye,
anlatmaya çalıştım kendimce hislerimi…

ama esas,
uyarıdır bu aynı zamanda dostlara,
ülkem insanıma,
ülkeme…

ancak,
yaratmak istedikleri Kaos'tan düzen kurmak isteyenler,
yıllarca burunlarına halka taktıkları ile beraber
çok uğraştılar emek sarf ettiler…
ama
farkında olmadan uyuyan, uyutulan bir devi uyandırıp,
yürekler de Gazi'yi yeniden
yarattılar...
oralarda pek duyulmaz
buralarda da el adamının devşirdikleri pek duymaz...
ama bu vatan için kalbi çarpanlar...

bak
bunları hissediyoruz
dinle...

https://www.youtube.com/watch?v=hw6QlftEmmA

(Gazi ve Marşlarımız )

ya da yaratmak istediler karşıt olsun diye,
oyunun kuralı öyle ya…
ama ters tepecek, bilir misin niye?
dostum,
pardon komutanım, bilsinler o yandakiler.
ne teknolojileri,
ne paraları,
ne entrikaları,
ne de satın alıp devşirmeye çalıştıkları beslemeleri yetmeyecek…
zayıf kalacaklar
silemeyecekleri istiklalimizin ve bağımsızlık ruhumuzun,
inancımızın karşısında...
çoğumuz biz böyle inanıyoruz,
inanmayan, hissetmeyen ruhsuzlar olsa bile…

( http://www.izlesene.com/video/muzik-tc-istiklal-marsi/334243
( İstiklal marşımız )

yıkılacaklar kağıttan bir kale gibi,
ve boğulacaklar akıttıkları dünyadaki onca masum kanın selinde…
bozulan dere yatağının seli misali önünde,
önümüzde…
buna kendileri bile şaşıracak,
değil besledikleri beslemeleri…
çok kan akıttı bu millet bu topraklara ve uğruna, Cumhuriyet’e.
ve hala akıtıyor da yüreklere…
bu,
onca kanı akan vatan evlatlarının
ve onların anasının, babasının, karısının, sevdalısının çocuklarının sesidir,
bu böyle biline…

içimizdekiler biliyor da artık,
bilsinler oralarda kiler de ülkemize göz koyanlar…
elbet bu satırlar ulaşır gereken yerlere…
kippa lı ABD çocuklarına
ve onların uzantılarına…
kazanamayacaklar...

http://tdkalemoglu.blogspot.com/2010/09/kazanamayacaklar.html
(Kazanamayacaklar,2008,TDK)

***

- TDK 1. Okudun mu?
- TDK 2. Evet, içinden geleni yazmışsın, iyi de, sorun ne peki?
- TDK 1. Sorun sorularım…
- TDK 2. !
- TDK 1.
Sen futbolda şike ve transferlerde mafya, para ödeme ile ilgili konuşulanları, entrikaları hiç duydun mu?
- TDK 2. Duydum.
- TDK 1. Bir sürü dalga dümen döner ama futbolcu denileni yapar, seyirci de tirübünler de bağırıp durur olan bitenden habersiz. Birbirini kendi kendini yer, kavga eder, üzülür sevinir, sonra evlerine giderler, yatarlar… Oysa bu işin yönetenleri var, yetkilileri vardır masa başında, arka odalarda bir yerde… Kararlar alınır ve uygulanır, öyle derler değil mi?
- TDK 2. Derler, oluyordur herhalde…
- TDK 1. Peki, bunca yıldır kavga gürültü kopar, onca vatan evladı ölür, neden?
- TDK 2. Vatan için…
- TDK 1. Nedir Vatan?
- TDK 2. Toprağımız! Ülke insanlarımız! Madenlerimiz! Yer altı üstü zenginliklerimiz! Tarım! Devlet! Devlet adamlarımız! Ordumuz! İstiklalimiz! Onurumuz! Neyse onlar işte…
- TDK 1. Bunlar için mi savaşılır?
- TDK 2. Evet…
- TDK 1. İyi ama bunlar bir bir Gazi’den bu yana anlaşmalar ile elden gitmiş… Hem de Gazi diye diye… Din ve Allah diye diye aksini yapanlar gibi.Din iman diye diye... Ne farkları var sence?.
- TDK 2. Ne farkları var? Kim yapmış bu anlaşmaları?
- TDK 1. Sen hiç okumaz mısın, olayları değerlendirmez misin? İki tarafta takiyyeci, farkları yok ki… Herkes yapmış, askeri, sivili, milletvekili, diplomatı, iş adamı… Hem dini, hem Gazi’yi kullanmışlar kandırırken… Emellerine TARAF olmayanları ve karşı koyanları da ya sindirmişler ya da öldürmüşler bir bir… Gazi’nin yanındaki, savaşta silah arkadaşından tut, hükümet olmuş dostlarına kadar hepsi ve bu ülke üzerinden para kazananlar, zengin olanlar imza atmışlar anlaşmalara... Bak anlaşmalara, Gazi'nin hedefleri dışında hepsi… Bildiklerimiz elbette. Bilmediklerimiz kim bilir neler daha… İmzaları atan atmış, diğerleri de seslerini çıkarmamışlar… Bu ülkeden kaçan kaçmış, kalan sessize yatmış, fark etmeyen yaşamış gitmiş veya ölmüş. Oyun kurucularda satın aldıkları ile oyununu oynamış kurgulanan senaryolarda…
- TDK 2. Hollywood filmi gibi, onlar mı yazmış bu senaryoyu?
- TDK 1. Hayır. Hollywood’u kuranlar herhalde, yani onlarında patronları…
- TDK 2. Şike mi var ülkemiz de? Futbol seyircisi gibi mi olduk şimdi biz?
- TDK 1. Sence?
- TDK 2. !
- TDK 1.
Sence dedim? Bakma suratıma öyle gene geri zekalı gibi...
- TDK 2. Yazıyı silecek misin? Hani yazar dostun yazma, gönderme diyordu ya sana. Bir şey olacağı yok diye.
- TDK 1. Hayır. Silmeyeceğiz, göndereceğim… Bu ülke de, bu yazıyı yazan ben kadar bu duyguları taşıyanların da, soruyu soran diğer ben kadar, bu ve diğer soruları sormalarını istiyorum?
- TDK 2. Sorarlar mı?
- TDK 1. Sorarlar. Soracaklar. Sormak zorundalar. Bu halk o kadar akılsız değil, onursuz hele hiç değil, uyumuş sadece, uyutulmuş… Ayrıca soranlar da çok vardır zaten?
- TDK 2. Yeterler mi? Sen de bir iyimsersin bir karamsar.
- TDK 1. Yetecekler… Soru sormak karamsarlık mı? Umudumu hiç yitirmedim, yitirmeyeceğim de…
- TDK 2. Ne olacak şimdi? Ne yapacağız? Önümüzdeki gün 29.Ekim.2009, Cumhuriyet Bayramı. Kutlayacak mıyız?
- TDK 1. Sence? Bayram mı? Kutlanacak bir şey var mı? O gün Cumhuriyet’in(!) başbakanı(!) ABD başkanı Obama ile çalışma yapmak üzere Washington’da olacakmış… Geri kalanlar burada marşlar söyleyecekler, törenler falan…
- TDK 2. Gün mü kalmamış,29 Ekim de gidiyor?
- TDK 1. Dört Temmuz dada askerimizin kafasına çuval geçirmişlerdi. Gün mü kalmamıştı? Hesap plan işi bu, adamlar biliyorlar ne yaptıklarını… Gününü bilmezsen gününü gösterirler… O gün verilecek ölümüne bir karşılık bin kutlama gününe bedeldi aslında…
- TDK 2. Vardır büyüklerimizin bir bildiği…
- TDK 1. Büyüklerimiz mi?
- TDK 2. !
- TDK 1. Gene o bakışlar. Bu salak bakışlarını hiç sevmiyorum hiç… Çok var çevremde zaten senin gibi bakan, bir de sen çıkma karşıma…
- TDK 2. Ne olacak şimdi peki?
-TDK 1. Ya akıllar gelecek başa,ya da çok bedeller ödenecek...
-TDK 2. !
- TDK 1.
Şimdi eve gidip annemizin mercimek çorbasını içeceğiz.
- TDK 2. Ne?
- TDK 1. Duydun, panzehir o çorba oğlum. Tüm pisliklerin, hainliklerin, ruhsuzluklarını, satılmışlık ve aymazlıkların dışında temiz, saf, sevgi dolu bir tas çorba. Hep derim dinlemez misin beni, bir tas çorba için geri döndüm ülkeme, bir tas çorba içinde evlendim dediğimi... Oralarda bu tas çorba yok, olsaydı kalırdım… Neler var o bir tas ana ve ülke çorbasının içinde bir bilsen… Hele bir çorbamızı içelim.
- TDK 2. Sonra?
- TDK 1. Sonrası Allah kerim. Vardır bir dönüş noktası, hesap günü. O günler geldiğinde çorbayı arayacağımız günler olmaz umarım.
- TDK 2. Ne?
- TDK 1. Hadi yürü, gidelim artık. Çorbamızı içelim…
- TDK 2. Yazıyı silmeyecek sin değil mi?
- TDK 1. Yürü dedim.
- TDK 2. Yazıyı yollayacaksın değil mi?
- TDK 1. Çorbayı duyunca canlandın, sen var ya sen, obur adam. Yürü dedim sana...

Cumhuriyet bayramımız Kutlu Olsun…(MU ?)...
Komutanım,arkadaşım...


***


Tuncay D. Kalemoğlu
29.Ekim,2009 

173–3 dönem, P.Kom. Astğm.
Eğirdir Dağ ve Komando Okulu

1982-1983

SİL BAŞTAN...

19.Ekim.2011...
bu gün tekrar kınalı kuzular…
toprağı kanları ile suladılar…
anaların başı sağolsun…

ne beyhude çabalar…
ne akıttıkları kanlar…
ne satın aldıkları akıllar…
ne peşlerine taktıkları kişiliksiz zihinler…
ne rahat evlerinde uyanmayan aymazlar…

pirinç torbasında olanlar misali…
ne içimizdeki sinsi hain beyaz taşlar…
ne de onların özentileri siyah taşlar…
emellerine çare olamayacaklar…

tarih dün yazılmıştı
korunamadı…
Atatürk Cumhuriyeti için sil baştan
tekrar yazılacak…

kazınacaklar…

Başımız Sağolsun…
Vatan Sağolsun…

http://www.youtube.com/watch?v=HTyxaEoOJxs
http://www.youtube.com/watch?v=P1_rh0tRAGQ&feature=related
http://www.youtube.com/watch?v=8IYAd2sdUlE

Tuncay D.Kalemoğlu
173.dönem Eğirdir - Kom.Astğm.
http://www.tdkalemoglu.blogspot.com/

3 Ekim 2011 Pazartesi

mektup...

sevgili oğlum

kaç yıl oldu mektup yazmayalı
bilmiyorum
ama elli beşime girdiğim bu gün
mektup yazmanın tadını ve kıymetinin ne demek olduğunu
biliyorum…

eskiden mektup yazılırdı oğlum…
sevgiler sitemler satırlara sığdırılmaya çalışılırdı özenle…
herkes tarafından kendince…

ne kapıda beklenen mahalle postacısının uzattığı mektup zarfı…
ne zarf açılınca koklanması istenen koku…
ne içine konulan kuru çiçeğin tanımladığı sevgi…
ne de bir tutam saçın verdiği anlam ve özlemi…
ve diğer değerleri tanımlanamıyor ve yaşanamıyor bu gün
zarfın içinde sakladığı…
ne yazık ki…
hiçbiri…

ben de
kendime bir hediye vereyim dedim bu gün tekrar
bir yıl önce yaptığım gibi doğum günümde
sana tıraş takımı seti aldığım ve yazdığım satırlarım gibi…
http://tdkalemoglu.blogspot.com/2010/10/en-guzel-dogum-gunu-hediyem.html

bu sefer mektup yazayım dedim sana
oğlum
dolmakalem ile yazılan satırlar olsun istedim
saygıyla…
ve katlanıp zarfa konulan mektup olsun
sevgiyle…
belki alacağın ilk mektup olacak bu veya değildir
bilmiyorum
ama benden alacağın ilk mektup olacak bu gün postaya vereceğim…

babaannen de olacağız annen ve kardeşin ile akşam yemeğinde…
sevdiğin mercimek çorbası
sevdiğin köfteleri olacak aile soframızda…
ama muhtemelen zor yiyeceğiz veya yiyemeyeceğiz
boğazımızda kalacak yokluğunda…

satırlardır akla ve gönle giden…
kalıcıdır kelimeler mürekkep ile kağıda dökülen…
kimini sevindiren kimini üzen
yazılan…
uzun uzun anlatılacak olan bir çok şeyi özetler onlar
satırlar…
bir kaçı veya sadece biri çok söz yerine…
burunları sızlatan…

bu gün yazdığım satırlarım ve mühürlediğim bu mektupta olan…

seni seviyoruz berke oğlum…

baban...
ailen...

Tuncay D.Kalemoğlu
03.Ekim.2011

9 Eylül 2011 Cuma

DOĞUM GÜNÜN OĞLUM...

berke oğlum

bu gün dogum günün
kutlu olsun...
sana da bize de ve tüm sevenlerine

ilk ayrı kutlamamız bu
ayrı birbirimizden
daha bir hasret kaldık sana ve sevgine...

bundan sonrası

senin hayatındır geleceğin için kuracağın...
senin ayaklarındır üzerinde duracağın...

ne sana güvenim eksik
ne de sevgim azdır...

bu ilk ayrı doğum gününü kutluyor şu an
duygularımı tanımlayan
gözümde ki damlalar...

baban
31.08.2011

***
http://tdkalemoglu.blogspot.com/2010/10/en-guzel-dogum-gunu-hediyem.html
03.10.2010- en güzel doğum günü hediyem...

12 Ağustos 2011 Cuma

OĞLUM...

oğlum…

bana,
‘’ baba, neler yapıp yapmayacağım hakkında yazar mısın? ’’ diye sordun…

benim doğrularım senin doğruların olacak mı acaba…
bilemem
yazarım aklımın erdiğini
yaşayıp da kendimce anladığımı
bana ait tecrübelerim ile aklımca doğru yorumladığımı
veya doğru yorumladığımı sandığımı…
ama sakın unutma
bunlar benim doğrularım olacaktır
sen kendin bulacaksın asıl kendi doğrularını…

***
Kitap oku…
***
şunu sakın unutma
en güzel yaşanası imkanların olduğu dünyamızda
onu yok eden insan denen canlının bir ferdisin sen…
‘’ aç değilken öldüren tek canlı…’’

beyefendi gibi
hanımefendi gibi görünen
insan kılığındakiler ile sarılı olacaktır etrafın…

yok edenlerin sahte yüzleri ile karşılaşacağın
sana evrensel- dinsel- bilimsel- insancıl ve aklına gelebilecek en etkileyici diğer değerleri kullanarak bir sürü yalanlar anlatacak olanlar…

tam bir pisliğin ve onu temsil edenlerin içinde yaşayacaksın artık…

onlardan sakın,
kanma…
içlerinde azınlık olan insan gibi, adam gibi olanları seçme becerisini nasıl gösterirsin
bilemem…
kendine bu pisliğin içinde temiz kalanları bulabilirsin ve seçebilirsin umarım…

asıl önemli olan onlardan biri olman…

***
vatan…

mevcut sahip olduğunun kıymetini bil
aksini tavsiye edenler olacaktır
onlara itibar etme…
onları tahlil etmek ve düşüncelerini irdelemek senin yapın, karakterin, aklın ve mayan ile doğru orantılı olacaktır…
bunu sana yazmamın sebebi
etrafında değer verebileceğin çok kişinin başka ülkenin vatandaşı olmayı istiyor olacağıdır…
buna ihtiyacın yok…

ben sana sadece kendi düşüncemi aktarırım,
o da şudur…

kendine ait olan mevcut toprağında vatanında
şartlar ne kadar kötü de olsa
ortak acıyı da mutluluğu da paylaşacak çok insan bulursun etrafında…
vatanında olursun
vatanında ölürsün…

kendine ait olmayan toprağı vatan seçersen eğer
şartlar ne kadar iyi de olsa
ortak acıyı da mutluluğu da paylaşacak çok az insan bulursun etrafında, o da belki…
ya da hiç bulamazsın, muhtemelen…
vatansız olursun
vatansız ölürsün…

vatansız olursan
birilerinin kullanılanı, yalaması, yalakası, iti, kölesi olursun…
mutlaka etrafındaki kalabalıkta yalnız olursun...
mutlaka etrafındaki kalabalıkta yalnız ölürsün…

bu durumda kendimce derim ki ben

‘’çakma el vatanı‘’ ndaki her türlü iyi şartın ve imkânların içine edeyim ben…(TDK) ’’

***
uyuşturucu kullanma…
***
Yalan söyleme…
***
insan oğlunun kurduğu hiçbir
düzen
kural
kanun
tartışmasız değildir.
tartışmasız olan doğa ve doğanın kurallarıdır…

***

her insanda olan merak ve aidiyet duygusu zafiyeti ile sakın bir dernek tarikat veya benzeri oluşuma dâhil olma…
bunu sana söylüyorum çünkü etrafında olmayan kalmayacak neredeyse…
sende oralarda olmanın bir matah olduğunu sanabilirsin çoğu gibi…
veya madden manen ihtiyaç duyabilirsin herkes gibi…

rotaryen
lions
mason
fettullahçı
ve veya diğer benzeri çağdaşlık/küresellik/din adına oluşturulan oluşumlardan uzak dur.

hepsi dünyayı düzen(!) aynı ‘’ el adamının ‘’ düzenleridir…

kullanılanların hepsi aynı ‘’ el adamı ‘’ nın menfaatleri için onların çanağına farklı yollardan su dökerler, farklı yollardan su döktürülürler…
çoğu farkında değildir…
farkında olanların bir kısmının geri dönüşü yoktur
diğer bir kısmının da ya akılları vaftiz edilmiş-devşirilmiştir ya da bağnazlaştırılmış-yobazlaştırılmıştır artık…

sosyal birliktelik arzusu, çevre edinme isteği, göz boyayan faaliyetler ve dostluk-maddi-manevi-menfaat ilişkileri, gizem, etkileyen değerler ve kavramlar ile akla-duygulara hitap etme ve buna benzer sebepler, insan zafiyetinin ve zayıflığının kullanılabilir zayıf halka taraflarıdır.

bu zafiyetlerini kendilerince göremeyen- görmezden gelen bireyler, kimi Atatürk diye diye onun kurduğu Cumhuriyeti yıkmak isteyen ‘’ el adamı ‘’ nın ‘’ yeni dünya düzeni ‘’ ne, kimi Allah-din-iman diye diye İslam ve Müslümanlık karşıtı çalışan ‘’ el adamı ‘’ nın ‘’ ılımlı islam ‘’- ‘’ dinler arası diyalog ‘’ çalışmalarının içine düşerler…
bu duruma düştüklerinin farkında olmadıkları için en hafif tanımlama ile ‘’ aymaz ‘’ dırlar…
daha acınası tanımlama ile ‘’ zavallı ‘’ dırlar…

‘’ el adamı ‘’ nın hem çaldırıp hem söylettirdiği ve de oynattırdığı bunca akıllı insanlar,
çok önemli işler yaptıklarını sananlar ve buna inandırılanlar, kendi ortamlarında birbirlerini eylerler (mutlu ederler)...
körler sağırlar misali…

onlardan olma…

bu oluşumlar

dünya üzerinde asalak olan
dünya insanlarını sömüren
zayıfları kullanan
iyi ve güzel görünen
tatlı dil kullanan
katliam yapan
soysuzları satın alan
aymazları kandıran
aç gözlü
paraya tapan
dünya nimetlerini paylaşmayı değil elde etmeyi yeğleyen kan akıtıcıların
kesinlikle sonları olmayacak bir gün mutlaka cezalandırılacak
hedefleri için, ulus devletleri yıkmak için çalışan ve onların halklarını, kültürlerini, asırlarca inşa ettikleri kültür birikimlerini katleden ‘’ el adamı ‘’ nın insanları devşirmek ve değiştirmek için kullandığı yüzlerce yöntemlerdendir…

düzenlerinde beş para etmezler in çok paraymış gibi olduruldukları…
değer biçilemeyecek kadar olan bireylerin bu beş para etmezler in yanında değer kaybettikleri ‘’el adamı ‘’ oluşumlarının,
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kapattırdığı dernek ve tarikatlardan olduğunun(veya kendisinden sonra oluşturulan) taraflarınca bilinmemesi veya bilinmesi, bilinse de umursanmaması veya bilinmek istenmemesi işin en acı tarafıdır…

zayıf ‘’ kişiliksiz Can ‘’ taşıyan bireyler ile dopdoludur etrafımız…
onlar ulus değerlerinden, inançlarından, geçmişlerinden, asıllarından utanır, başka ulusların değerlerinin düzenlerinin üzerlerine ‘’ tüner ‘’ ler…
http://tdkalemoglu.blogspot.com/2010/10/tuner.html

‘’ el adamını ‘’
ve hedeflerini fark edemeyenlerden, fark edip de sesini çıkaramayanlardan,
aidiyet duygusu zayıflığı ile onlardan medet uman kişiliklerden(!) olma…
Yanılgı ve zafiyet insana mahsustur, bu herkes için geçerlidir…

seni yanılgı ve zafiyet konusunda uyarıyorum…

bu oluşumların kurucuları-tepedekiler akıllıdırlar…
geri kalan mürit, üye –veya her ne halt olarak adlandırılırlarsa- kullanılandırlar, zavallıdırlar…

çağdaş bir kişi, ilim irfan sahibi erdemli bir birey veya Allah’a inançlı bir insan olman için bu oluşumlara ve orada olanlara, onların sosyal birlikteliklerine ihtiyacın yok…

sana bunları anlatmak istememin sebebi, etrafında seni bu oluşumlara çekecek çok etken ve birey olacağındandır… DİKKAT…

bu dediklerimin ne demek olduğunu anlamak için…

kitap oku…

***
Para…
(…), (!), (?)

Bekir dedene
ait olan şu sözü aklından hiç çıkarma;

‘’ gurbette Allah’tan sonra tek dost paradır… ‘’

ama dikkat et…

dünya
paranın gücüne tapanlar
para kazanmanın ve ona sahip olmanın gücüne inananlar
paranın gücü için katliam yapanlar
ve ona, sahiplerine hizmet edenler
dostlarını, ailelerini terk edenler ile doludur…

sana bunu bildiğin benim tarzım ile özetleyeyim

paranın köpeği olma…
para senin köpeğin olsun…

eğer paranın köpeği olursan o seni oturtup kaldıracaktır yaşamda…
eğer para senin köpeğin olursa sen onu kullanırsın ve oturtup kaldırırsın hayatta…

ya paranın kontrolü sendedir para benliğinin köpeğidir...

ya kontrol paradadır benliğin paranın köpeğidir...

bu dediklerimin ne demek olduğunu anlamak için…

kitap oku…

***
akıl, bilim, sanat, spor' dan sakın uzak kalma…
bunun için sana satırlar sıralamam gerekmez
sen zaten uygunsun
hem akla
hem spora
hem bilime
hem sanata
sadece isteğin ve becerin kadar
devam et yoluna…

***
Allah’a i-nan-man. ı öneririm…
buna mecbur değilsin
istersen senin tercihin olacaktır özgür iradenle…
ama
bu sana ancak benim tavsiyemdir kendimce…

bağnaz gerici yobaz kafalardan uzak dur…
inanmayanların fikirlerine ise saygı duy…

inanç ve değerlerinin olmasının bir zararının olmadığını
buna bir gün ihtiyacının olabileceğini yaşam sana öğretecektir…

sana

‘’ CAN… CAN SADECE BEDENDEN BESLENMEZ ‘’ yazımdan alıntı aktaracağım…
http://tdkalemoglu.blogspot.com/2010/12/can-sadece-bedenden-beslenmez.html

beden yaratan ve yaratılan ile can bulur
can ve beden ilim ile yol bulur

pusulası bedenin akıldır ilimdir ama
inanç
değer kavramı
içgüdü
akıl pusulasının hassasıdır…

gün olur can bedenden yol alır


eğer
yaşam sadece tek kanatlı akıl-mantık-matematik ise
son nefesten sonra pamuk tıkarlar son gidene
demem o ki

son gidenin son giderine...
ya açıkta kalır kokar beden
ya da toprak dökerler üstüne kokmasın diye...
bunun tarifi budur…

bu tek kanat tek başına insanı maddenin kölesi yapar…


eğer,
yaşamda ikinci kanat da var ise inanç ve değerler ile
son nefesten sonra inancın eşiğinden(Allah’ın evi)taşırlar bedeni içeri
son gidenin dostları

ve beden aynı eşikten geri alınır dualar ile dost omuzlarda dışarı
ne senin
ne benim
ne bir diğerinin
bilemediği sır dünyamızdan bir başka sır sefere...
bunun da tarifi budur…

bu tek kanat tek başına insanı bağnaz yapar…


akıl, bilim, ilim
ve inanç, değerler
iki kanat gibidirler…
iki kanat ile yol almaya bak yaşamda
tek kanatla uçulmaz ki...


kim bilir
kendini güçlü ve akıllı sanan

kaç zavallı ‘’ can ‘’
kaç akıl
kaç beden
güçsüz ve zorda kaldığı zaman bir gün
arzulanmayan istenmeyen bir sebepten...
acizlik
güçsüzlük
ve zayıflığın dayanılmaz zavallılığında anlar kullanılmışlığını
ve ikinci kanadın eksikliğini

belki de
dönüp bakıp ardındaki tek kanada ve o zaman ve sorar kendi kendine
tek olan kanadım neden yetersiz
ve onu bana takanlar
nerede diye...

bu dediklerimin ne demek olduğunu anlamak için…

kitap oku…
***
Kadın…
(…), (!), (?)

ah bir bilebilseydim ve sana yardımcı olabilseydim bu konuda…
dipsiz kuyu
anlaşılamaz konu…

söylemeye çalışayım bir şeyler bu konuda
aklımın erdiğince…

ne onlarsız hayatın tadı olur…
ne de onlar ile hayatın kolay olur…

ne ‘’ gözyaşlarının ‘’ esiri ol…
ne de ‘’ gözyaşlarına ‘’ sebep ol…
kadınların sevgisine sahip olmak ahlarını almaktan bin kat iyidir…

akıllı bir kadının sevgisi ve desteği hayatını kolaylaştırır
omuzundaki yükün çoğunu alır…
aptal bir kadının yaptıkları hayatını zindan eder
omuzuna kaldıramayacağın yük olur…

akıllı ve güçlü bir kadını kaldırabilecek kadar güçlü
onun tarafından seçilebilecek kadar akıllı
vasıflı bir kadının seni tercih etmesini sağlayacak yapıya sahip olacak kadar donanımlı olursan şanslısın…

sadece bu konuda sana ‘’ kitap oku ’’ önerisinde bulunmayacağım…
zira
ne bir yazılmış kitap kadını tanımlayabilir
ne de bir kadın bir kitaba sığabilir…
her biri kendince farklı sayfalardır onlar…
aklın ve gücün kadar okursun…
anlayabilirsen eğer…

birlikteliğe gelince

bildiğim kadarı ile
bir ağaç tabiatıyla ait olduğu topraklarda büyür meyve verir
başka toprakta yetişmeye yetiştirilmeye çalışılan ağaç
ya çok zorlanır
ya da ölür…
yaşasa da
ya meyve vermez
verse de muhtemelen tadı olmaz…

aksi varsa istisnadır
onu da bulmak sanırım zordur…
bizde buna ‘’ davul bile dengi dengine ‘’ denir…

aile önemlidir…

seçtiğin kadına eş
çocuklarına baba olabileceğini düşündüğün gün evlen…
ve çocuklarına anne olabilecek kadını eş olarak seç…

sana aile duygusunu hep hatırlatacak ‘’ ÇAYDANLIK SESİ ‘’ yazımı tekrar yazıyorum
her şey o satırlarda gizli…

ÇAYDANLIK SESİ...

bilir misiniz
nedir '' çaydanlık sesi '' sobanın üzerindeki
kaynarken fokur fokur
damlalar düşerken kızgın demir üstüne
buhar olurkenzıp zıp zıplarken
ve yok olurken yaşamımızdaki zaman anlar gibi yıllardır

doğru
buharın gücüdür aklın yoludur bakarsan bu gözle
gelin anlatmaya çalışayım size
birde benim gözümle

sevgidir
yaşanandır bana sesi çıkan buhar
zıplayan soba üstünde su damlaları
ısınırken kenarında
konuşurken karşısında
baba ocağında
ana kucağında

güvende
huzurla
çocukluğumuzdaki gibi bu bayramda yıllardan sonra
baba ocağında ana kucağında

yerken
biber dolmasını
yaprak sarmasını
içerken mercimek çorbasını
dinlerken soba üstündeki '' çaydanlık sesini ''

kahkaha seslerine karışır sohbete dalmışken
özlerken beraberken yıllardan sonra
onun sesi aynı görüntüsü de
ama bizler
farklı
yaşlı
yaşlanmak üzere
yüzler değişmiş eller buruşmuş
ama
soba da aynı çaydanlık da aynı eşyalar da neredeyse
ama
gönüller sevgiler
onlar aynı değil
güzel
ama daha bir güzel...
farklı
ama daha bir farklı...
kıymet bilen daha çok beraber olmak isteyen
üşümesin diye omuzlara çekilen yorgan altında
bir çift bildik elin korumasında
baba ocağında ana kucağında
halen
ve halen yıllardan sonra
şükür ki bir aradayız ve gülüyoruz tadına vara vara
yaşarken daha

yaşam kredimiz bitmeden
sofra başında yatak ucunda
binlerce kere şükür ederken elimizdekilere beraberliğimize yaşadıklarımıza
bunca yıllardan sonra

işte
sevgidir huzurdur güvendir '' çaydanlık sesi '' ...
baba ocağında ana kucağında...
şükür
gene tattık bunu da bu bayram da
yaşam kredimiz varken daha

çaydanlık şarkılarını dinledik tekrar yıllardan sonra
'' çaydanlık sesi '' 'nin arasında çocukluğumuzdaki gibi
ders çalışırken
sofra kaynarken bu bayram da
eski radyo çalarken mızrap tamburun teline vururken
ses nihavent makamında söylerken
Osman Nihat Akın üstadın gönlün den
bestesinde dediği gibi

'' Geçti hayal içinde bunca yıl bir, bir gün gibi
en eski hatıralar daha henüz dün gibi... ''

dinlerken '' çaydanlık şarkılarını '' ve
'' çaydanlık sesi '' ‘ni...

(15 Ocak 2006, Eğirdir)

hatırlaman lazım o günü ve birlikteliğimizi, bir bayramda…
***
çocukluktan çıkıp erkekliğe adım attığın on altı yaşında, beklediğimden daha erken ayrılıyorsun yuvamızdan…

benliğini
ait olduklarını
tarihini
inançlarını
bayrağını
ve ulus değerlerini sakın unutma kaybetme
boşlukta kalırsın…

eğer boşlukta kalırsan ''ortama uyarsın…''
o zaman seni boş bir damacana gibi sana ait olmayanlar ile doldururlar…
ve sana ait olmayanlar ile doldurulduğunda birilerinin adamı olursun…
ama
sadece bir kere ‘’ birilerinin adamı ‘’ olursun…
sonrası bir daha asla ‘’ adam ‘’ bile olamazsın…

unutma…

‘’ bireyler ve ülkeler
önce ‘’ ortama uyarlar ‘’
sonra ‘’ ortama uydurulurlar ‘’
ardından ‘’ ortamın malı olurlar ‘’
sonunda ‘’ orta malı olurlar ‘’TDK ‘’

orta malı olma…

etrafında adam gibi hanımefendi gibi görünen ‘’ orta malı ‘’ olmuş çok olacak…
onlara, görüntülerine kanma…

paranın ve sahibinin gücüne tapan…
ulus değerlerine sadık kalmayan…
ülkesini satan…
en hafifinden ihmal eden…
en ağırından ihanet eden…
sahte yüzlere
soysuzlara
soysuzlara kanan veya onlardan olan ahmaklara…
çok rastlayacaksın etrafında
ama bir çoğunu fark edemeyeceksin tanıyamayacaksın….
dikkatli ol…

sana Mevlana’nın bir sözünü hatırlatırım

‘’ çok insanlar gördüm üzerlerinde çuval yoktu…
çok elbiseler gördüm içerisinde insan yoktu… ‘’

***

hayat…

çok yazılır
çok söylenir hayata dair
herkes kendi felsefesini yapar onun hakkında
aklı ile
duygusu ile
yaşadığı ile
tecrübesi ile
kapasitesi ile…

sana bu konuda yazdığım satırlarım ile anlatmaya çalışayım düşüncelerimi…

HAYAT YAŞANAN ANDIR...

( anın kıymetini bilmeyenlere... TDK )

ne saatin vuruşu
ne saniyelerin akışı
kontrolünde olmayandır hayatın gidişi…
uğraşırken onca lüzumsuz detayla
aklar düşer saçlara…
bir bakmışsın ki boşa geçmiş onca zaman…
anlarsın işte o zaman

‘’ genç kalınmadığını, geç kalındığını…‘’

ne fayda
giden gitmiştir ama
fark edebilirsen eğer yakalayabilirsin belki kalan öndekini…
vermiyor ne huzur ne tat
fazlası hırsında nazında…
o yüzden

'' ne sürat yapın ne de surat… ''

evet
hayat yaşamaya fazlası ile değer dostum
ama esas olan anı yaşamalı…
zira

'' ne yazık ki habersiz geliyor hayatın sonu ve inan ki son bir anın içinde saklı… ''

kaç an kalmıştır geride kalan
bilinmez…
o sebepten anı yaşa…
çünkü

‘’ hayat ne bu gündür ne de yarın, hayat yaşanan andır… ‘’
***
KIRMIZI KUTU…

sana bir kırmızı kutu hazırladım yanında götürmen için
içine
bazı kitaplar
bir miktar para
birkaç yazımı
Türk bayrağı
Kur’an-ı Kerim
aile fotoğrafımızı koydum

para zor durumda acil kullanman içindir
gereksiz harcama…
kullanmak zorunda kalırsan hemen tamamla ve başka bir zor ihtiyaç günün için hazır tut…

kitaplar hayatta ihtiyacın olabilecek bir çok kitapların arasından sadece bir kaçıdır…

‘’ Türk Aynştaynı ‘’ - Oktay Sinanoğlu
bir bilim adamının ‘’ el adamına ‘’ değil ülkesine bağlı olmasını göreceksin, öğreneceksin…

‘’ kutsal isyan ‘’ – Hasan İzzettin Dinamo-1966 yılı basımı-8 cilt.
bu ülke için nasıl canlar feda edildi, cumhuriyet nasıl kazanıldı, onu öğreneceksin…
dün ve bu gün Atatürk’ün adını kullanan ama ona ihanet eden soysuzları anlaman için…
onu yok etmek isteyenleri, yok etmek isteyenler ile işbirliği yapanları göremeyen ve koruyamayanları –biz ahmakları-anlayabilmen için...

biz ahmaklar...

ah biz ahmaklar…
kendimizce büyük,
ama ufak, küçücük dünyamızda,
normal hayat süren biz zavallılar…

bir görebilsek,
anlayabilsek perdenin arkasını…
yalanı,
dolanı,
satanı,
satılanı,
aldananı,
aldatanı…

ama
anlamak için perdenin gerisini,
görmek gerek önce,
perdeyi… ( TDK )

***

‘’Nutuk ‘’-Gazi Mustafa Kemal (bunu seninle İstanbul’da almıştık)
‘’Nutuk’un deşifresi ‘’- Sinan Meydan
Nutuk,
Gazi bu cumhuriyeti nasıl kurduğunu kendi anlatımıyla, kendi kaleminden öğretecek...
Nutuk’un Deşifresi ise sana Nutuk’u tanımlayacak, açıklayacak, anlamana yardım edecek…

‘’Kur’an-ı Kerim ve açıklamalı meali ‘’ ve
‘’ Lev-i Mahvuz ‘’-Burak Özdemir
Kur’an-ı Kerim
sana dinimizi-Allah’ı-inanç kavramını öğretecek anlatacak.
İnanıp inanmamak senin özgür iradendir, buna hiç mecbur değilsin…
ancak ihtiyaç duyarsan ve öğrenmek istersen diye yanında bulunsun istedim…
Lev-i Mahvuz çağdaş bir aklın inanca yaklaşımını anlatacaktır sana…
din ve Allah adına sömüren soysuzları, onu küçümseyenleri ve-veya bağnaz-yobaz kafaları anlayabilmen için…

‘’ işte böyle dedi Zerdüşt ‘’-Friedrichn Nietzsche
bu da farklı bir dünya görüşü
bu felsefeyi de bil…
sana dünyaya farklı açıdan bakmayı gösterecek olan yaklaşım, tercih edersen diye…

***
Son olarak

belki yazdıklarımın bir çoğu şu an ki yaşının üstünde gibi görünebilir sana…
sen benden neler yapıp yapmayacağın konularında yazmamı istediğinde
bunları beklemiyordun elbette…
ama madem evden kendi kararın ile ayrılıyorsun çok farklı bir dünyaya…
bu demektir ki artık büyüdün…
büyüdüysen bunları da düşünebilirsin, anlayabilirsin demektir…

***
bak oğlum

evinden
Berke (berke) olarak ayrılıyorsun…
hayata
Burke (börki) olarak geri dönme ve olma…

***

gurbette seni önce Allah’a
sonra sana emanet ediyorum…

seni seviyorum…

***
Kitap oku

***
oğlum…

baban…

Tuncay D.Kalemoğlu
http://www.tdkalemoglu.blogspot.com/
14.Ağustos.2011